Arama
E-bülten
E-bülten
Sergiler
Fuarlar
Kültürel Miras ve Müzeler
Sanat 3.0
Sanat Ekonomisi
Sinema
Sahneden
Tasarım
Kitap
Köşe Yazıları
Ajanda
Dükkân
Sergiler
Fuarlar
Kültürel Miras ve Müzeler
Sanat 3.0
Sanat Ekonomisi
Sinema
Sahneden
Tasarım
Kitap
Köşe Yazıları
Ajanda
Dükkân
Arama
Sergiler
Haber

The Art Newspaper’ın 61. Venedik Bienali Seçkisi

Kanalizasyondan sıçrayan atıklardan zen anlarına uzanan bu seçkide, Giardini, Arsenale ve kentin farklı noktalarındaki en dikkat çekici ulusal sunumları derledik.

Carlie Porterfield, Lisa Movius , Alexander Morrison , Gareth Harris and Melissa Gronlund
7 Mayıs 2026
Miet Warlop’un IT NEVER SSST adlı performansına katılan performansçılar

© Reinout Hiel

Miet Warlop’un IT NEVER SSST adlı performansına katılan performansçılar

© Reinout Hiel

Brezilya Pavyonu

Comigo ninguém pode, Rosana Paulino ve Adriana Varejão

Giardini

Brezilya çağdaş sanatının iki önemli ismi Rosana Paulino ve Adriana Varejão, Brezilya Pavyonu’nda ortak bir sergide buluşuyor. Proje metnine göre sergi, her iki sanatçının otuz yılı aşkın üretiminden seçilen tarihsel işleri bir araya getirerek sömürgeciliğin açtığı yaralar ve travmalarla yüzleşiyor. Pavyonun küratöryel asistanı Giovanna Querido’nun The Art Newspaper’a aktardığı üzere, aynı kuşaktan gelen bu iki sanatçının bugüne dek hiç birlikte çalışmamış olması sergiyi daha da dikkat çekici kılıyor.

Adriana Varejão, Parede com incisões à la Fontana (Istambul) [Wall with Incisions à la Fontana (Istanbul)], 2011
© Adriana Varejão. Fotoğraf: Vicente de Mello

Serginin merkezinde, halk arasında comigo-ninguém-pode olarak bilinen, görkemli olduğu kadar son derece zehirli bir bitki yer alıyor. Seçkide Paulino’nun “Aracnes” (1999-2026) adlı işi, köleleştirilmiş kadınlara ait basılı fotoğraflarla kaplı bir beton duvar olarak karşımıza çıkarken, Varejão’nun “Still Life amid Ruin” (2026) adlı eseri, pavyon duvarlarından dışarı taşan rölyef ve duvar resimlerinden oluşuyor. Paulino’nun dijital baskısı “Atlantic Vermelho” (2026) ise Varejão’nun duvar rölyeflerinin biçim ve formlarını çağrıştırarak iki sanatçı arasındaki görsel ve düşünsel etkileşimi görünür kılıyor.

Bosna Pavyonu
Domus Diasporica, Mladen Bundalo
Palazzo Malipiero

Every Time You Leave, You Are Born Again, 2026, fotoğraf, 30 x 21 cm, © Mladen Bundalo. Sanatçının izniyle

Venedik Bienali’ndeki Bosna-Hersek ulusal pavyonu, ziyaretçileri bir sanat sunumunda pek rastlanmayan şekilde eserlerle dokunarak ilişki kurmaya davet ediyor. "Domus Diasporica" adlı projede sanatçı Mladen Bundalo, diaspora, göç ve kimlik temalarını merkeze alarak “ev” fikrinin kişisel, toplumsal ve politik dinamiklerle nasıl yeniden şekillendiğini araştırıyor. Bu yaklaşımın güçlü bir tarihsel arka planı var. 1990’ların başındaki Bosna Savaşı, ülke nüfusunun yarısından fazlasını yerinden etmişti.

Palazzo Malipiero’da kurulan sunum, ziyaretçileri sade bir masa ve sandalye düzenine oturmaya ve Bosnalı göçmenlerin oturma odalarını belgeleyen dört fotoğraf kitabını karıştırmaya teşvik ediyor. Bu kişilerden bazıları Hawaii ve Tayland gibi oldukça uzak coğrafyalara taşınmış. Ziyaretçiler ayrıca Bundalo’nun hayali mülteci pasaportlarına dair yorumunu ellerine alıp inceleyebiliyor.

Bitişik odalarda ev videoları ve arşiv görüntüleri; çizimler, fotoğraflar, taşınma kutuları ve kayıp yakınlara yazılmış mektuplardan oluşan yerleştirmelerle iç içe geçiyor. Ortaya, dokunsal deneyimi odağına alan, yalın ama güçlü bir atmosfer kuran etkileyici bir bütün çıkıyor.

Avusturya Pavyonu
Seaworld Venice, Florentina Holzinger
Giardini

Bu yıl en çok konuşulan pavyonlardan biri Avusturya Pavyonu. Su havuzları, akvaryum benzeri tanklar ve nemli kapların içinde ve çevresinde konumlanan performansçılarla sergi, izleyiciyi doğrudan içine çeken çarpıcı bir atmosfer kuruyor. Venedik’i sular altında kalmış bir metropol olarak hayal eden Seaworld Venice, bir sualtı tema parkı, bir arıtma tesisi ve bir tür kutsal mekân arasında gidip gelen hibrit bir kurguya dönüşüyor. Duvar metninde belirtildiği üzere sergi, saflık ve kirlilik, günah ve arınma gibi ikilikleri karmaşıklaştırırken, gözden uzak tutulsa da sürekli varlığını sürdüren atığı görünür kılıyor.

Seaworld Venice (2026)

Nicole Marianna Wytyczak

Pavyonun içinde ziyaretçiler, devasa metal bir şaft boyunca yukarı aşağı tırmanan, platformlara ve tutamaklara tutunarak hareket eden performansçılarla karşılaşıyor. Yakınlarda ise bir başka performansçı zaman zaman jet ski ile alanda dolaşırken, görevliler yapay bir arıtma tesisinden sıçrayan atık su nedeniyle izleyicileri geri çekilmeleri konusunda uyarıyor. Ortaya çıkan genel tablo, giderek çöken ve boğulan distopik bir evren hissini güçlendiriyor.

Belçika Pavyonu
Miet Warlop, IT NEVER SSST
Giardini

İçinden geçtiğimiz dönemde pek çok insanın ayaklarını yere vurarak, bağırarak, ağlayarak ya da eline aldığı bir sopayla bir şeye vurup içini boşaltmak istemesi şaşırtıcı değil. Belçika Pavyonu’nda bu arınma ve rahatlama ihtiyacı, kapıdan içeri girer girmez hissediliyor (elbette düzenli olarak gerçekleşen performanslardan birine denk gelmek şartıyla). Dansçılar, farklı dillerde basit sözcüklerin yer aldığı geniş bir alçı levha arşiviyle etkileşime giriyor: hey, dai, sans, salut gibi.

Sanatçı Miet Warlop, bu kelimeleri kısmen yüksek sesle söylendiklerinde taşıdıkları çift anlamlar nedeniyle seçtiğini belirtiyor. Bu da hakikatle kurduğumuz kırılgan ilişkiye ince bir gönderme niteliğinde. Warlop’a göre işin bir diğer temel amacı ise katılımcılara gerçek ve filtresiz duygularını ifade edebilecekleri bir alan açmak. “Katılımcıların bir parça insanlık göstermesini, neredeyse bir tür ifade biçimi olarak, önemli buluyoruz,” diyor. Ortaya çıkan bu tavır, gerçekten de yüksek sesle dile getirilmeyi hak eden bir manifesto gibi.

Kanada Pavyonu
Entre chien et loup (Between dog and wolf)
Giardini

Kanada Pavyonu bu yıl, sakin ve dingin atmosferiyle ve hem tarihin çok özel bir anına hem de çok daha derin bir zamansallığa incelikle temas etme biçimiyle öne çıkıyor. Sanatçı Abbas Akhavan, mekânı bir seraya dönüştürmüş. Camlar buharla kaplanmış ve köşelerden birini büyük, yansıtıcı bir gölet dolduruyor. Bu gölette yer alan dev Victoria nilüferleri, adını İngiliz kraliçesinden alıyor ve 1851’de Londra’daki Great Exhibition’da sergilenmiş olmalarıyla biliniyor, kökenleri ise yaklaşık 200 milyon yıl öncesine uzanıyor.

Enstalasyon görüntüsü, Abbas Akhavan: Entre chien et loup
© Abbas Akhavan. Fotoğraf: Francesco Barasciutti

Akhavan bu katmanlı zamansallığı şu soruyla açıyor, “Geçmişiniz bu kadar derinse gelecekle nasıl bir ilişkiniz olur?” ve devam ediyor, “Bu bitkilere başka bir dünya fuarında bakmak ne anlama geliyor?” Bienal’in yoğun temposu içinde bu pavyon, Koyo Kouoh’un In Minor Keys yaklaşımını hatırlatan şekilde, yavaşlamaya ve düşünmeye davet eden dokunaklı bir durak olarak öne çıkıyor.

Kongo Pavyonu
Simba Moto! Seize the Fire! Saisis le feu!
Sammy Baloji, Arlette Bashizi, Patrick Bongoy, Damso, Gosette Lubondo, Nelson Makengo, Aimé Mpané, Léonard Pongo, Géraldine Tobé

Demokratik Kongo Cumhuriyeti, Venedik Bienali’nde ilk kez bir ulusal pavyonla yer alarak dikkat çekiyor. Pavyon, ateşi ve diğer elementleri hem yıkıcı güçler hem de dönüşümün araçları olarak merkeze alıyor. Sergi, günümüzde hastane olarak işlev gören 15. yüzyıldan kalma Scuola Grande di San Marco’nun eski yemekhane bölümünde yer alıyor ve dokuma, resim, fotoğraf, cam işleri, heykel ve video gibi farklı mecraları bir araya getiren geniş kapsamlı bir seçki sunuyor.

Malzeme çeşitliliği, Kongo’da ve diasporasında üretim yapan genç sanatçıların çok yönlü pratiklerini yansıtıyor. Katılımcı sanatçıların büyük çoğunluğu 40 yaşın altında. Pavyonun Lingala, İngilizce ve Fransızca olmak üzere üç dilli başlığı, ülkenin çok katmanlı tarihine bir gönderme niteliği taşıyor.

Simba moto! Seize the fire! Saisis le feu!

Fotoğraf: Antoine Assumani. Kongo Demokratik Cumhuriyeti Pavyonu’nun izniyle.



Kongo kozmolojisinde ateşin taşıdığı anlam ve demirciliğin kültürel önemi serginin güçlü temalarından biri olarak öne çıkıyor. Géraldine Tobe’un gaz lambasıyla ürettiği is lekeli resimler ve Damso’nun volkanik kum içeren üfleme cam işleri bu yaklaşımı somutlaştırıyor. Küratör Nadia Yala Kisukidi’ye göre ateş, yıkım potansiyeli taşısa da doğru şekilde yönlendirildiğinde üretici ve dönüştürücü bir güç olarak işliyor.

Singapur Pavyonu
A Pause, Amanda Heng
Arsenale

Enstalasyon görüntüsü, A Pause (2025–26)

Singapore Art Museum izniyle

Venedik’in yoğun temposu içinde Amanda Heng, Singapur Pavyonu’nda "A Pause" başlıklı bir duraklama alanı sunuyor. Mekân, Arsenale’ye açılan büyük pencereye doğru eğimli bir platformla yeniden kurgulanırken, sanatçının Venedik’te yaşayan beş kişinin boş zamanlarını belgeleyen yeni iki kanallı videosuna ev sahipliği yapıyor. Selene Yap küratörlüğündeki pavyonda ayrıca Heng’in 1990 tarihli "Parts of My Body" (2026’da yeniden basım) serisinden büyük ölçekli fotoğraf baskıları yer alıyor. Bu yakın plan çıplak otoportreler, zamanın geçişine ve bedenin dönüşümüne dair bir kayıt niteliği taşıyor.

75 yaşındaki Amanda Heng, cinsiyet ve emek temalarını sorgulayan etkileşimli performans işleriyle tanınıyor. Singapur’un 1990’ların muhafazakâr kültürel ortamında feminizm ve performans sanatının öncülerinden biri olarak öne çıkan Heng, 1988’de ülkenin ilk sanatçı inisiyatifi olan The Artists’ Village’ı, 1999’da ise Women in the Arts (WITA)’yı kurdu.

Suudi Arabistan Pavyonu
May your tears never dry, you who weep over stones, Dana Awartani
Arsenale

Suudi-Palestinyalı sanatçı Dana Awartani, son 15 yıl içinde Filistin, Suriye ve Lübnan’da yok edilen 23 zemin mozaiğini yeniden üretmiş. Bu yapılar arasında Kudüs’teki Church of the Holy Sepulchre, Hama’daki Apamea Sinagogu ve 2022’de keşfedilen Gazze’deki Bureij mozaiği gibi önemli tarihî alanlar bulunuyor.

Awartani, Suudi Arabistan’da bulunan dört farklı kil türünü kullanarak, renk tonlarındaki çeşitlilikleri nedeniyle bu malzemeyi tercih ediyor. Geleneksel kerpiç mimarisinden farklı olarak kile saman eklemiyor. Riyad’ın sıcak güneşi altında kuruttuğu parçaları daha sonra Venedik’teki pavyon için “bir yapboz gibi” bir araya getiriyor. Ancak herhangi bir bağlayıcı madde kullanılmadığı için mozaikler zaman içinde çatlamaya başlamış durumda; bu da söz konusu alanların kırılganlığını görünür kılıyor.

Enstalasyon görüntüsü, May your tears never dry, you who weep over stones © Alvise Busetto



Sanatçı, bu tür bir üretimle ilk olarak 2022’de IŞİD tarafından tahrip edilen Halep Ulu Camii mozaiğini yeniden inşa ederek çalışmaya başlamış, ardından Gazze’deki antik bir hamamın zeminini de yeniden yorumlamıştı. Antonia Carver ve Hafsa Alkhudairi küratörlüğündeki bu sergi ise, neredeyse bir arkeolojik alanı andıran atmosferiyle bu pratiği bir üst aşamaya taşıyor; zemindeki çıtırdayan çakıl taşları bu hissi güçlendiriyor.

Yerleştirme, farklı dönemlere ait olsalar da mozaikler arasındaki sürekliliğe ve özellikle günümüz bağlamında yıkımın kesintisizliğine işaret ediyor. Nitekim sergi açıldıktan kısa bir süre önce, Awartani’nin 2024’teki hasarını yeniden canlandırdığı Lübnan’daki Beiteddine Sarayı’nın yeniden hava saldırısıyla zarar görmesi, bu kırılganlığı daha da görünür kılıyor.

Fransa Pavyonu
Comme Saturne, Yto Barrada
Giardini

Fas-Fransız sanatçı Yto Barrada’nın bu düşünsel ve katmanlı yerleştirmesi, anlamın ve tarihsel anlatıların nasıl kurulduğuna odaklanıyor. Tekstil ve kelime oyunlarını kullanan Barrada, dokuma ve dikişe dair teknik terimleri ustalıkla duygu ve metafora dönüştürüyor. Sergilenen çok sayıdaki tekstil işinde, maddesel olandan çağrışıma doğru ilerleyen, akıcı olduğu kadar dikiş izlerini de görünür kılan bir geçiş kuruyor.

Bu anlatıda rehberlik eden figür ise Satürn. Hem tarımın hem de zamanın tanrısı, aynı zamanda kendi çocuklarını yutan mitolojik bir karakter. Sanatçının kendine özgü kelime oyunuyla ifade ettiği gibi, “Saturne se tourne.”

Myriam Ben Salah küratörlüğündeki Comme Saturne, Fransa’yı Venedik Bienali’nde daha önce temsil eden kadın sanatçılara bir saygı duruşu niteliği taşırken, aynı zamanda OuLiPo ve Sürrealizm gibi Fransız edebi gelenekleriyle de diyaloğa giriyor.

İrlanda Pavyonu
Dreamshook, Isabel Nolan
Arsenale

İrlanda Pavyonu’nda Isabel Nolan’ın Dreamshook başlıklı yerleştirmesi, Orta Çağ’a, toplumsal ve dinsel çalkantıların Rönesans’ın sanat ve kültürüne iz bıraktığı bir döneme, bakıyor. Goblenler ve yerleştirmelerden oluşan bir dizi işte Nolan, Avrupa kültür tarihinin bu “zirve” anının mirasıyla hesaplaşıyor. Bir yandan onun üretimlerini ve kazanımlarını sahiplenirken, diğer yandan içinde barındırdığı sınıf ve ayrıcalık ilişkileriyle yüzleşiyor.

Enstalasyon görüntüsü, Isabel Nolan, Dreamshook

Fotoğraf: Mark Blower. Sanatçı ve Kerlin Gallery, Dublin izniyle

İşler belirgin bir ikirciklilik hissi taşıyor, zeminde duran dengesiz bir yapı, birbiriyle çelişen düş manzaraları ve açılıp kapanan bir perde, sanki kararsız bir halde sürekli kendi yönünü değiştiriyormuş gibi sergiye eşlik ediyor.

SergilerVenedik BienalisanatGündem
E-bülten
Art Newspaper Türkiye
Hakkımızda
Çerez Aydınlatma Metni
Kişisel Verilerin Korunması
Aydınlatma Metni
Açık Rıza Onay Formu
Künye
Partnerlerimiz
Satış Noktaları
Kariyer
İletişim
Takip Edin
Facebook
Instagram
Twitter
© The Art Newspaper