Arama
E-bülten
E-bülten
Sergiler
Fuarlar
Kültürel Miras ve Müzeler
Sanat 3.0
Sanat Ekonomisi
Sinema
Sahneden
Tasarım
Kitap
Köşe Yazıları
Ajanda
Dükkân
Sergiler
Fuarlar
Kültürel Miras ve Müzeler
Sanat 3.0
Sanat Ekonomisi
Sinema
Sahneden
Tasarım
Kitap
Köşe Yazıları
Ajanda
Dükkân
Arama
Sergiler
Söyleşi

‘Heykel saklı tuttuğum bir alandı’

Oyuncu, showman, şarkıcı Beyazıt Öztürk’ün Güzel Sanatlar Fakültesi Seramik-Heykel Bölümü mezunu olduğunu biliyor muydunuz? Beyaz Show ile 22 yıl popüler kültüre yön veren aktörlerden biri olan Öztürk, özüne yani heykele geri dönüyor. Öztürk ile İGA İstanbul Havalimanı Dış Hatlar Terminali’nde İGA ART Galeri’de açtığı “Şeyler” sergisi için buluştuk.

Mete Aker
19 Mart 2026

Etrafımdaki hemen herkes, Beyazıt Öztürk’ün bir heykel sergisi açtığını duyunca şaşırdı. Oysa o, Eskişehir Anadolu Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Seramik-Heykel Bölümü mezunu. Okullu yani… Beyaz Show ile Türk televizyon tarihinin 30 yılına önemli bir iz bırakan, yıllarca popüler kültüre yön veren aktörlerden biri olan Öztürk, bugünlerde başladığı noktaya, heykele geri dönüyor. Yıllarca unutmadığı ama saklı tuttuğu tarafı şimdi “Unutulan Eşyalar” konseptiyle açtığı sergide binlerce kişiyle buluşuyor. Bize de heykeltıraş yönünü hatırlatıyor.

Binlerce kişiyle diyorum çünkü “Şey” adlı heykeli ve İGA ART Galeri’de sergilenen “Şeyler” sergisi, günde 200 bin kişiyi ağırlayan İstanbul Havalimanı Dış Hatlar Terminali’nde A-B kapılarında…

Öztürk ile seramik-heykel okuduğu üniversite yıllarını, ilk kişisel sergisini, heykellerini, projelerini ve hayallerini konuştuk.

METE AKER: Eskişehir Anadolu Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Seramik-Heykel Bölümü mezunu olduğunuzu pek çok kişi ilk kez duyuyor ve ilgisini çekiyor. Heykelle ilişkiniz nasıl başladı? Sonrasında sergilerde de yer aldınız.

BEYAZIT ÖZTÜRK: Çocukluğumdan beri çok ilgi duyduğum bir alandı. Üniversitede daha çok güzel sanatlar istiyordum. Fakültede okurken hep sergilere katıldım. Ankara ve Bursa’da ödüller kazandım. Dolu dolu geldim. Çok severek girdiğim, okuduğum bir okuldu ama o tarihlerde Türkiye medyası çok garip bir kırılma noktasından geçiyordu. Okurken özel radyolar açılınca şansımızı deneyelim, “Resim de yapıyoruz ama sohbetimiz nasılmış?” diye girdim. O taraf çok ağır basınca oraya yöneldim ama resim hep hayatımda vardı. Üniversite döneminde ve sonrasında sergilere katıldım ama “Yıllarca uğraştın mı?” derseniz ne yazık ki çok fazla ilgilenemediğim bir daldı. Daha çok suluboya resim yapıyordum ama heykel yoktu. Heykel, 7 sene önce Kadın Milli Voleybol Takımı’nın atıklarından geri dönüşüm yapmak üzere girdiğim bir projeyle başladı.

Resimle ilgileniyordunuz ama seramik ve heykel alanında durum nasıldı? Yıllar içinde bilmediğimiz, ürettiğiniz eserler de var mı?

Seramik bölümü mezunuyum ama seramik okurken de heykelle çok fazla uğraştık. Sayısı çok olmasa da bazı eserler var tabii ki fakat onlar ya hediye edildi ya da satıldı. Okul zamanından iş kalmasını çok isterdim. Biz Sayın Yılmaz Büyükerşen döneminde okuduk, atölyemizde Madame Tussauds’da yer alan Atatürk’ün yüzünü yapardı. Aynı zamanda çalışırdık Yılmaz Hoca’yla. Bizim okul döner sermaye ile işletilen bir okul olduğu için her şeyi ücretsiz temin ederdik. Çalışmak için çamur, alçı gibi… Yaptığımız işler de okula kalır, açık artırmayla satılırdı. Ondan dolayı elimde bir şey kalmadı.

Peki sonra resme nasıl yöneldiniz?

Okula herkes gibi resimle girdim. Hayli kalabalık bir grup arasından değerlendirme sonucunda ikinci ya da üçüncü olarak… Resim yıllar içerisinde başka bir yere oturdu. Yaşadıklarınla orantılı olarak elin de fikrin de gelişmeye başlıyor. Dönem dönem toz kömür boya ile çok çalıştım. Akrilik de yaptım ama çok uzun bir zamandır suluboya çalışıyorum. Onunla ilgili de bir sergi açmayı düşünüyorum.

Heykel için “Benim sessiz yanımdı” diyorsunuz. O sessiz yanınızı, şimdi çok işlek bir alanda, çokça insan trafiğinin olduğu İGA İstanbul Havalimanı’nda insanlarla buluşturmak nasıl hissettiriyor?

Bence müthiş oldu. Buluşabileceği en güzel yer. İGA İstanbul Havalimanı da bu ortak çalışmanın temelinde. Havalimanına özgü malzemeyle havalimanında bir eser yapmış olmak, hem enstalasyon kafası bir iş yapmak uyuştuğumuz bir konu oldu. Bu kadar insanın görmesi, özellikle dış hatlarda yer alması… Beni tanıyanların beğenileri güzel olabilir, eleştirel olabilir ama beni tanımayan, hiç bilmeyen, ünlü olduğumu ve popülaritemi bilmeyen, dış hatlardan geçen birilerinin bunu irdelemesi, karar vermesi, bir yorum ve eleştiri yapması çok daha kıymetli.

Gelen eleştiriler nasıl?

Sergiye gidip heykeli gören, tanımadığım pek çok insan var. 1-2 sağlam, sert eleştirinin dışında yüzde 90 çok iyi yorumlar duydum. Onun için keyfim yerinde zaten. Böyle bir şey yapıyorsanız, ortaya koyuyorsanız eleştirilmesi de çok önemli ama zaten insan yaptıktan sonra bir işin bittiğine inanmıyor. “Hâlâ eksiğin var mı, gelişim devam mı?” diye kendi içinizdeki eleştiri de devam ediyor.

Hikâyeniz plastik sanatlarla başlıyor, daha sonra televizyon vasıtasıyla yıllarca insanlarla buluştunuz. Başladığınız alana dönmek sizi nasıl hissettirdi?

Saklı tuttuğum bir alandı. Bildiğim, okuduğum bir şeye bu kadar ara vermek tabii ki özlem yaratıyor. Evde tek başına çalışınca yaptığın şeylerin bir kıymet görüp görmeyeceğini bilmek bir merak bırakıyor insanda. Dolayısıyla eserleri sergilemek, hayata geçirmek hem de uluslararası boyutta bir havalimanında gerçekleştirmek müthiş oldu benim için. Oraya dönmenin büyük keyfini yaşıyorum.

Fikir aşamasını da merak ediyorum. Neler anlatmak istediniz, “Unutulan Eşyalar” konsepti nasıl ortaya çıktı?

Eşya benim için salt bir eşya değil. Üzerine bir ton yaşanmışlık taşıyan bir şey. Alınmasına karar verildiği, gidip alındığı, gelip eve konulduğu ya da üzerine giyildiği gün… O anki mutluluk… Satıldığı gün ya da kimisi hacze gidiyor, o anki üzüntü… Yani bir eşyanın başına insandan daha fazla bile bir şey geliyor olabilir. Çok acayip bir yaşanmışlığı var. Bunun bir havalimanında, kimin eşyası olursa olsun kaybolması ya da unutulması ve hikâyesinin yarım bırakılması duygusu beni kamçıladı. Onları onurlandırma hikâyesi gibi geçti hayata.

Eserler ne kadar sürede ortaya çıktı?

Taşıma bandının bozulmuş hâli, yani ortadaki büyük heykel; tasarlama, düşünme, fikir geliştirme aşaması ve sanat heyetiyle toplantılar sonucunda 6 ay kadar sürdü. Yapımı da 6 ay sürdü. O sırada İGA’dan atölyeye o kadar çok eşya geldi ki, kıyamadığım eşyalarla da ekstra eserler deneyeyim dedim. Oradan da bir sergi çıktı.

Tüm bu üretim sürecinde bağ kurduğunuz eşyalar oldu mu?

Olmaz olur mu? Zaten iş yapma sebebiniz, yapılırken hissettiğiniz şeyler, bittikten sonraki duygular, hepsi bir bütün. Yani o valizlerdeki eşyalar, bastonlar, şemsiyeler, şapkalar, gözlükler, biberonlar, ayakkabılar, kokular, takılar, müzik aletleri, notlar, resimler, kimlikler… O kadar çok hayatın içine girip çıkıyorsun ki etkilenmemek imkânsız. Her birinin kendi içinde bir hikâyesi var. Mesela bir çocuk oyuncağından binlerce olması acayip bir duygu yoğunluğu. Tabii bizi de geçmişe götürdü, kendi hayatımızla kurulan bağlar oldu. Bundan sonraki yapacağım işlerde de kayıp, unutulan eşyaların peşinden gideceğim. Heykellerde yapmak istediğim, bu eşyaların hikâyelerini devam ettirmek, onları onurlandırmak. Bunlar stadyumda ya da tren garlarında unutulan eşyalar olabilir. Veya dünyada ve Türkiye’deki başka havalimanlarında unutulan malzemeler… İleride bir havalimanını, o şehrin kendi malzemesiyle birleştirerek bir heykel yapmayı düşünüyorum.

Televizyon anlık ve dinamik bir alan, heykelde ise daha kalıcı ve yavaş bir akış var. Bu alanlar hayatınızın farklı alanlarını mı anlatıyor?

Bu kadar kalıcı ve dingin şeyler yapabilmek için çok hızlı, dinamik ve heykel kadar kalıcı olmayan işler yapmak durumundaydım. Yani bu hayatımın biraz döşeğini hazırladı diyebilirim.

Hacivat Karagöz Neden Öldürüldü? dönemin önemli filmlerindendi. Yeni film var mı?

Aslında yıllardır düşündüğüm konu, eşya hikâyesinden film yapmaktı. The Red Violin filminden çok etkilenmiştim. Küçüklüğümde yaşadığım bir hikâyenin üzerine bu sergi çıktı zaten. Komşumuza gelen haciz ve evdeki eşyaların satılması… O eşyaların alındığı gün ile satıldığı günün arasında geçen zaman diliminde ülkedeki sosyal, siyasi, kültürel durum ve bunun içine bir aşk hikâyesi yerleştirmekti kafamdaki plan. Bu mu olur, başka bir şey mi olur, onu zaman gösterir ama şu anki konsantrasyonum heykel üzerine.

Mizah alanında bir proje yapacak mısınız?

O konuyla ilgili bambaşka, sürpriz bir planım var. Gerçekleştiği gün inşallah bir röportaj daha yaparız.

Sanatın pek çok alanında çalışıyorsunuz. Kendinizi beslemek için neler yapıyorsunuz? Gençlere tavsiyeniz ne olur?

Popülarite, bir ton teklifi de beraberinde getiriyor. O teklifleri kabul etmek önemli değil. Neyi yapıp yapamadığını ya da yapmak istemediğini görme meselesi bu. “Sen bu alanda nasıl böyle kaldın?” diyenlere cevabım, alana baktım, yapılmayacakları öğrendim. Gençlere tavsiyem, ne yapacaklarından daha çok ne yapmayacaklarını görsünler. Ben dönem dönem farklı işler yaptım. Bir Türk halk müziği albümü yaptım. Bir dönem Hacivat Karagöz Neden Öldürüldü? filmi, Yalan Dünya dizisi… O dönemlerde onların gerekli olduğuna inandım. Candan Erçetin’le gerçekleştirdiğim müzikal de öyle… 4-5 parça spesifik iş ama bunları da 30 yılın içinde sayabiliyorum. Devamlı süren bir Beyaz Show vardı. Her alanda kendini geliştirmek mükemmel bir şey fakat imkânsız ve zor da aynı zamanda. Dolayısıyla yapamayacaklarını öğrenmelerini ve kendilerini fazla zorlamamalarını tavsiye ederim.

Güncel olarak takip ettiğiniz sanatçılar ya da akımlar var mı?

Çok var. Japon ve Koreli sanatçıları çok takip ediyorum. Hollandalıları da öyle. Türklerden Şakir Gökçebağ’a bayılıyorum. Çok enteresan geliyor. Kendime yakın hissediyorum. O beni kendine yakın hisseder mi, bilmiyorum da, en azından bu benim karşılıksız bir hissim.

Peki koleksiyonerliğe bir ilginiz var mı?

Abim koleksiyoner, onun sayesinde ilgileniyorum ama benim yok. Biraz daha retro ve vintage’cıyım. Biriktirmeyi de seven bir adamım ama evde özel parçalar bende olsun fikri yerine, keşke başkalarında da olsa fikri daha ağır basıyor. Birçok eve dağıtılması daha keyifli.

SergilerKültür-SanatSanatçıGündem
E-bülten
Art Newspaper Türkiye
Hakkımızda
Çerez Aydınlatma Metni
Kişisel Verilerin Korunması
Aydınlatma Metni
Açık Rıza Onay Formu
Künye
Partnerlerimiz
Satış Noktaları
Kariyer
İletişim
Takip Edin
Facebook
Instagram
Twitter
© The Art Newspaper