İstanbul Manifaturacılar Çarşısı (İMÇ), İstanbul’un kalabalığına sırtını yaslamış, betondan bir zaman kapsülü gibi, Haliç’le Valens Su Kemeri arasında uzanıyor. Avlulara açılan koridorlar, birbirine eklenen bloklar ve basamaklanan iç boşluklarıyla kendi içinde yaşayan bir ağ; daha fiyakalı olacaksa network!
2007’de 10. İstanbul Bienali’nin İMÇ’yi mekânlarından biri olarak kullanması, çarşıda kültür-sanat odaklı dönüşüme önemli bir eşik oluşturdu. Takiben kalıcı bir sanat mekânı olma vizyonuyla kurulan 5533, bu sürecin erken ve belirleyici örneklerinden biri oldu. İlerleyen yıllarda Saha Studio, Non.Sight, İMALAT-HANE ve BENTA gibi bağımsız oluşumların çarşı içinde yer edinmesiyle İMÇ, ticari ve tarihsel dokusunun yanında çok katmanlı bir sanat üretim alanına dönüşmeye başladı. Gündelik hayatın sürdüğü dükkânlar ve koridorlar içinde sanat pratikleri, mekânla yan yana ilerleyen bir komşuluk ilişkisi kurdu. İMÇ’nin modernist beton mimarisi ve cephesinde yer alan Bedri Rahmi Eyüboğlu’nun mozaik panosu birlikte düşünüldüğünde, sanatın burada yapının hafızasıyla iç içe geçen ve sürekli yeniden okunan bir katman oluşu daha belirgin hâle geliyor.
1960’ta sonuçlanan yarışmayı takiben Doğan Tekeli, Sami Sisa ve Metin Hepgüler’in imzasını taşıyan altı bloklu bu büyük yapı, 1967’de açıldığında İstanbul’un en önemli kamusal projelerden biri oldu. Bugün İMÇ hâlâ kendi ritmini koruyan, gündüzleri esnafın, kumaşın, depo raflarının ve iş seslerinin doldurduğu bir alan. Tam da bu yüzden burada filizlenen sanat oluşumları yapının katmanlı hayatına tutunarak büyüyen, kimi zaman onun boşluklarını ve köşelerini yeniden işlevlendiren bir sistem gibi çalışıyor.
İMÇ’deki güncel mekânların nabzını tutmak üzere yaptığımız ziyaret sırasında, tahminimizden çok daha fazla sanatsal atölye ve üretim alanının varlığını fark ettik, bir bölümünü sizler için derledik.
5533
Nancy Atakan ve Volkan Aslan tarafından kurulan 5533’ün hikâyesi, İMÇ’nin içindeki sanat kanalının nasıl açıldığını anlamak için belki de en temel durak. Mekân, çarşı içinde çağdaş sanat üretiminin erken ve belirleyici bağımsız inisiyatiflerden biri olarak öne çıkıyor.
Hou Hanru küratörlüğündeki 10. İstanbul Bienali’nin sergi ve proje ağı, 2007’de İMÇ’de sanat üretiminin görünürlüğünü artıran önemli bir bağlam oluşturdu. Bienalin paralel etkinliklerinden biri olarak küratör Adnan Yıldız’ın “Büyük Aile Şirketi” başlıklı sergisinin İMÇ’de yer almasıyla bu kesişim 5533’ün oluşum sürecine zemin hazırlayarak “kalıcı sanat mekânı” düşüncesine kapı araladı. İlerleyen süreçte 5533 adını alan mekân, bir sanat inisiyatifine dönüştü.
Yakın dönemde 5533, İMALAT-HANE İMÇ Proje Alanı ile birlikte “Üç Usta, Bin Kepenek” başlıklı sergiyi 30 Nisan’a kadar izleyiciyle buluşturdu. Paris’te başlayan bu projenin İstanbul edisyonunda sanatçı Théophile Peris, Alara Villa’yla yürüttüğü süreç kapsamında, Erkuş kardeşlerin atölyesini görünür kıldı. Keçe, yıllara yayılan zanaat geleneğinin bedende biriken ritmiyle hayal gücü ve yeni formlar arasında bir geçiş malzemesi olarak belirdi. Sergiye eşlik eden Ellis Kaan Özen’in belgesel çalışması ise bu karşılaşmayı ve birlikte üretmenin görünmeyen katmanlarını izleyiciye taşıdı. Serginin koordinatörlüğünü Can Küçük, grafik tasarımı ise Serra Şensoy üstlendi.
İMALAT-HANE İMÇ Proje Alanı
İMALAT-HANE İMÇ Proje Alanı, imalat fikrini üretim ve düşüncenin kesiştiği bir çalışma mekânı olarak kuruyor. Arapça “imal” ve Farsça “hâne” kelimelerinin birleşiminden doğan bu isim, üretimi “ev” fikriyle birlikte düşünerek süreklilik, emek, tekrar ve dönüşüm gibi kavramları merkeze yerleştiriyor. 2021’de Bursa Organize Sanayi Bölgesi’nde kurulan ve kurucu direktörlüğünü Bora Gürarda’nın üstlendiği İMALAT-HANE, sergi, performans ve kamusal programlar aracılığıyla farklı kuşaklardan sanatçıları bir araya getiren bir platform. İMÇ’de açılan proje alanı ise bu yaklaşımı çarşının gündelik ritmine eklemlenen bir üretim ve araştırma zeminine dönüştürüyor. İMALAT-HANE’de gerçekleşen sergiler, İMÇ’nin modernist mimarisini farklı coğrafyalardan gelen üretimlerle temas ettirerek mekânı canlı bir araştırma alanına dönüştürüyor.
İlk olarak 14. Gwangju Bienali’nde sergilenen, Gyeyeon Park küratörlüğündeki “<FFFFIRE>” sergisinin ikinci durağı, İMALAT-HANE İMÇ Proje Alanı olmuştu. 4–20 Kasım 2025’te izleyiciyle buluşan bu ikinci versiyon, 2023’te Bienal’de gerilla bir uydu sergisi olarak başlayan projenin İstanbul’daki devamı niteliğindeydi. Klasik bir gezici sergi mantığının ötesine geçen “<FFFFIRE>”, “seyahat” fikrini taşınabilirlikten ziyade yanma ve dönüşüm potansiyeli üzerinden yeniden kuruyor, kayıp ve yeniden oluşu temel alan yapısıyla Gwangju’daki yanık tuğla evselliği ile İMÇ’nin modernist mimarisi arasında somut bir yer değiştirme ve karşılaşma zemini açıyordu.
Yüzonbir
Yüzonbir, İMÇ’nin çağdaş sanatla genişleyen haritasına Kasım 2024’te 5. Blok’ta açılarak katıldı ve bu ay 10’uncu sergisini izleyiciyle buluşturuyor. 2 Mayıs’ta açılan Daniela Budişteanu’nun ilk solo sergisi “Düşe Yakın”, programdaki bu sürekliliğin güncel örneklerinden. Yüzonbir’in sergi takvimi ise şimdiden Nisan 2027’ye kadar dolmuş durumda.
Yüzonbir’in yaklaşımı sanatçı temsiliyeti üzerinden ilerleyen klasik galeri modelinden uzak, bağımsız ve genç üreticilere alan açan, birlikte büyümeyi hedefleyen bir yapı oluşturma amacıyla şekilleniyor. Kurucu İlayda Abdik, “Sanatçı temsiliyeti yapmak yerine bağımsız ve genç sanatçılara alan açıp, jenerasyonumla birlikte büyümek istediğim bir sistem kurdum. Bağımsız sanatçılarla diyaloğu iyi oturttuğumu ve karşılıklı birbirimizi iyi anladığımızı düşünüyorum” diyor.
“Yüzonbir ile ilgili aldığım en hoşuma giden yorum, her sergide mekânın yeni bir yermişçesine değişiyor olması görüşüydü. Sanatçının ihtiyaçlarını ve isteklerini iyi dinleyip mekânı imkânlar dâhilinde esnetmeyi önemsiyorum. İMÇ’de çok avantajlı. İMÇ’deki sanat mekânları olarak kendi içimizde bir komünite oluşturduk. Her kurumun birbirini desteklediği müthiş bir dinamiğimiz var.”

MRE’nin İMÇ_02’nin ikinci edisyonu için ürettiği “İstanbul’26”. Fotoğraf: Didem Yılmaz
oktowallz
oktowallz, İMÇ’nin kamusal yüzünü yeniden görünür kılan, sokak sanatını çarşının gündelik dokusuna doğrudan yerleştiren en yeni girişimlerden biri. Yıllardır sokak sanatıyla ilgilenen kurucu Görkem Kızılkayak, “2025’in başında oktowallz’ı kurdum. 5. blokta büyük bir dükkânımız var. Orada sokak sanatçılarıyla sergiler, atölyeler yapıyoruz. ‘Under Production’ adında bir atölye ve İMÇ_02 diye bir duvar galeri programımız var” diyerek, oktowallz’ın tarihini ve katmanlarını bize açıyor. oktowallz’ın yaklaşımının, sokak sanatını birlikte öğrenilen, tartışılan ve çoğalan bir pratik olarak ele alması, desteklenen kolektif süreçle daha da belirgin hâle geliyor.
Kızılkayak’ın İMÇ’yle olan ilişkisi oktowallz’dan da eskiye dayanıyor. 2009’da “İmeceden İMÇ’ye” başlıklı bir kitap yayımladığından bahsederek, “Buranın altını üstünü, mimarisini, sanat eserlerini biliyordum, araştırdım” diyor ve İMÇ ile bağının altını çiziyor.
İMÇ_02 duvar galeri programının bu ayki konuğu MRE. Kızılkayak’a göre bu model, Amerika’da sıkça görülen “tek duvar galerisi” fikrinden besleniyor. Bu format dört duvar arasında değil, açık havada tek bir yüzeyde sergilenen ve sürekli dönüşen bir alan öneriyor. Kızılkayak, “Bu ikinci edisyon. Daha önce No More Lies vardı. Şimdi de MRE bu duvarı boyuyor” diyerek, programın iki ayda bir yeni bir sanatçıyla yenilendiğini vurguluyor.
Sanatçının eskizlerine müdahale etmediklerini, yalnızca üretim öncesi yapılan bir toplantıda İMÇ’nin mimari ve kültürel bağlamını paylaştıktan sonra süreci tamamen sanatçının özgürlüğüne bıraktıklarını belirtiyor. MRE ise İMÇ_02’nin ikinci edisyonu için Bedri Rahmi Eyüboğlu’nun İstanbul mozaiğinden ilhamla yaptığı esere dair, “Kompozisyon, Osmanlı çarşılarının dokusundan ve surların yapısal ritminden beslenirken, İMÇ’nin açılışındaki kalabalığın enerjisi resmin temposunu belirliyor. Bu iş, biraz benden, İstanbul’dan, İMÇ’den, biraz da geçmişin izlerinden oluşuyor” diyor.
Non.Sight
Non.Sight, deneysel güncel sanat için erişilebilir bir sahne yaratma amacıyla İMÇ 6. Blok’ta konumlanıyor. 2021’de sanatçılar Merve Denizci ve Doğancan Yılmaz tarafından hem üretim hem de yaşam alanı olarak kiralanan bu mekân, zamanla yalnızca kişisel bir atölye olmaktan çıkıp belirli aralıklarla sergi ve etkinliklere açılan kolektif bir yapıya dönüşmüş. Non.Sight, bu başlangıçtan hareketle sanatçılara zaman, kaynak ve alan sağlayan; üretim, yaşam, sunum ve karşılaşmayı aynı zeminde buluşturan esnek bir yapı kurmayı amaçlıyor.
“Kültür-sanat üretimi için Türkiye ve küresel alanda giderek azalan bağımsız sergileme mekânlarına ve destek mekanizmaları üzerindeki artan rekabete, kolektif işbirliği aracılığıyla yanıt verme arayışında” olduğunu belirten Non.Sight, İMÇ’nin katmanlı ticari ve kültürel dokusu içinde çevreyi ve çevredeki özneleri de yaratıcı üretim döngüsüne dahil ediyor.
Mekânda son dönem sunumlardan Göksu Baysal’dan Patron (II) sergisi, sanatçının 2021’den beri sürdürdüğü Modulo serisinden beslenerek mimari model, pattern (şablon) ve üretim ilişkileri arasında dolaşan bir kurgu oluşturuyor. İMÇ’nin 1960’lardan miras modernist diliyle bugünün üretim pratikleri arasında doğrudan bir karşılaşma alanı yaratıyor.
BENTA
BENTA, Eylül 2024’te sanatçı Barış Çavuşoğlu tarafından kurulan yaklaşık 35 metrekarelik bağımsız bir mekân. Açıldığı günden beri performans ve gösterimlerin iç içe geçtiği deneysel bir üretim alanı olarak çalışıyor. Sergi alanına bitişik konumlanan atölyeyle birlikte mekânın ikili yapısı, BENTA’yı üretime zemin açan geçirgen bir sisteme dönüştürüyor, kolaboratif süreçlere de zemin hazırlıyor. Düzenli aralıklarla güncellenen sergi, performans ve gösterimlerden oluşan programıyla BENTA, deneysel üretimlere de alan açıyor ve hem yerel hem de uluslararası sahneden üretimleri İMÇ’de izleyiciyle buluşturuyor.
BENTA’da kayda değer anlardan biri de, 10 Nisan 2025’te Post Organic Bauplan ismi altında, sanatçı ikili Josefina Maro ve Salvador Marino tarafından gerçekleştirilen “DESBRIDAR” başlıklı performanstı. Performans, iki sanatçının robotik protezlerle sahnede birlikte hareket ettiği ve bu uzun süreli etkileşimin olasılıklarını araştırdığı bir süreç sunuyordu. Terim, İngilizce “debride”nin karşılığı olarak, cerrahide ölü, hasarlı veya enfekte dokunun temizlenmesi yoluyla iyileşme sürecini destekleyen bir müdahale pratiğinden türüyor. Bedensel ve teknolojik temasın arınma ve yeniden yapılanma ekseninde yeniden düşünülmesine işaret ediyor.
Son dönemde Ece Yalçın’ın “Fayda Faydasız Tekrar Faydalı” başlıklı solo sergisi ise, bir otomobil bagajını başlangıç noktası alarak sanatçının üretiminde yer alan nesnelerle kurduğu ilişkiyi yeniden ele alıyordu. Arabayı yalnızca bir ulaşım aracı olmanın ötesinde, üretimin taşındığı, eşyaların yer değiştirdiği bir alan olarak düşünen Yalçın, üretim alanını gündelik hareketin içine dâhil ediyordu.
Kreşendo Mekân
Kreşendo, 2021’de müziği bir ifade, öğrenme ve keşif alanı olarak yeniden düşünmeyi amaçlayarak kuruldu. İsmin gönderme yaptığı “sesin giderek yükselmesi” durumu, yalnızca işitsel değil, Kreşendo’nun başlattığı kolektif üretim ve öğrenim deneyiminin artan etki alanıyla da ilişkili. Festivallerden yetenek geliştirme programlarına, yayıncılıktan kültürel araştırmalara uzanan çok katmanlı bir üretim alanına sahip olan Kreşendo, dayanışmayı ve yaratıcılığı merkeze alan bir yapı sunuyor.
“Bu Festival Bizim” adıyla her yıl kadın sanatçılara görünürlük sağlamayı amaçlayan Kreşendo, konser, atölye ve söyleşileri bir araya getiren programıyla müziği gündelik hayatın içinde de çoğalan bir üretim alanı olarak görüyor. Türkiye’de müzikte temsil ve üretim imkânları açısından var olan yapısal eşitsizliklere karşı bu yaklaşım, bilinçli bir denge ve karşılık üretme arayışı olarak okunuyor.
Kreşendo Mekân’ın açılışıyla İMÇ, 6. Blok’ta yeni komşu kazandı. Mekân, 9 Nisan’da “Kreşendo x Ableton Community Meet-up” adlı ilk etkinliğini gerçekleştirdi. Katılımcılar Ableton’dan Estela Velasco ve Christian Schwanz ile tanıştı, yeni prodüksiyon teknolojilerini deneyimledi. Yeni etkinlikler ise merak konusu.
Kreşendo gibi katmanlı ve dinamik bir oluşumun İMÇ’ye taşınması, güncel sanatın yanı sıra müzik odağındaki paylaşımlara da ivme kazandıracak.
SAHA Studio
SAHA Studio, İMÇ içinde 5. Blok’ta konumlanan ve daha kurumsal bir çerçevede yapılandırılmış üretim programlarından biri olarak, 2019’dan bu yana sanatçılara uzun süreli çalışma alanı, üretim desteği, küratöryel geri bildirim ve birlikte öğrenmeye dayalı bir stüdyo ortamı sunuyor. 2019 - 2023 arasında Beyoğlu’nda faaliyet gösteren program, daha sonra İMÇ’ye taşındı.
SAHA Studio’nun İMÇ’deki mevcut döneminde (2026’nın ilk yarısı) Eda Gecikmez, Yekateryna Grygorenko, Zeynep Gürler, Elif Öner ve Furkan Öztekin yer alıyor. Program, sanatçılara İMÇ içindeki stüdyo alanlarında altı aylık bir üretim süreci sağlarken, aynı zamanda küratörler ve farklı disiplinlerden sanat profesyonelleriyle düzenli geri bildirim ve görüşme imkânı sunuyor.
SAHA Studio’ya paralel olarak SAHA Talks adlı bir konuşma serisi de yürütülüyor. SAHA Talks, sanat üretimi etrafında gelişen düşünsel süreçleri görünür kılmayı amaçlayan bir program olarak, farklı disiplinlerden sanatçı, küratör ve araştırmacıları bir araya getiriyor. Devam eden projeler üzerinden üretim yöntemleri, kavramsal çerçeveler ve güncel sanat pratiklerinin arka planındaki araştırma süreçlerine de böylece ışık tutuyor.
Atölye 5554
Atölye 5554, İMÇ’nin içinde özellikle sahne sanatları, performans ve deneysel üretimlere açılan bağımsız bir alan olarak 5. Blok’ta 5554 numarada konumlanıyor. “Yeni bir deneyim arayanlara yönelik kolektif bir üretim alanı” olarak kendini tanımlayan mekân, tiyatro, performans ve disiplinlerarası projelerin gerçekleştiği bir atölye-sahne hibriti olarak faaliyet gösteriyor. Özellikle performans temelli işlerin nefes aldığı daha geçirgen bir odak oluşturuyor.
Geçen yıl bu oluşum, 22 - 25 Mayıs arasında İMÇ Performans Günleri’nin ilk edisyonuna ev sahipliği yapmıştı. Yakın dönemdeki programlara bakıldığında Atölye 5554, 14 Mayıs’ta İstanbul Uluslararası Deneysel Film Festivali kapsamında bir seçki sunacak.
13 - 17 Mayıs arasında gerçekleşecek 7. edisyonuyla İstanbul Experimental’ın 5554’teki ayağı, izleyiciyi temsilden çok dönüşüme odaklayarak bedeni yeniden düşünmeye davet eden “Re-Invention of the Body” başlıklı seçkiyi sunacak.
İris Ergül Atölye ve HemCereyan kolektifi
İris Ergül, İstanbul’da yaşayan bir sanatçı, eğitmen ve disiplinlerarası bir araştırmacı. Heykel, yerleştirme, video, performans, kolaj, çizim ve metin gibi farklı mecralarda şekillenen pratiğinde, insan ve insan-ötesi dünyalar arasındaki iç içe geçmiş ilişkileri ve yaşamı biçimlendiren ağları araştırıyor. İMÇ’deki mekânı sergi, söyleşi ve atölyeler düzenleyen bir sanat alanı...
Sanatçı aynı zamanda, site-spesifik ve süreç odaklı performatif sanatsal araştırmalara odaklanan, disiplinlerarası bir kolektif olan HemCereyan’ın parçası. Kolektif; çağdaş sanat, spekülatif pratikler ve feminist ile insan ötesi düşünce alanlarının kesişiminde çalışıyor.
“CereyanFest” gibi buluşmalarla İMÇ’de bireysel atölyeler ve kolektif üretim alanlarının birbirini besleyen iki paralel hat olarak var olmasını da mümkün kılıyor. Ayrıca geçen yıl “in-situ-tute: İMeÇe” başlığıyla 5533 bünyesinde, HemCereyan kolektifi tarafından düzenlenen bir üretim, sanatsal araştırma ve karşılaşma programı da düzenlenmişti.

