Arama
E-bülten
E-bülten
Sergiler
Fuarlar
Kültürel Miras ve Müzeler
Sanat 3.0
Sanat Ekonomisi
Sinema
Sahneden
Tasarım
Kitap
Köşe Yazıları
Ajanda
Dükkân
Sergiler
Fuarlar
Kültürel Miras ve Müzeler
Sanat 3.0
Sanat Ekonomisi
Sinema
Sahneden
Tasarım
Kitap
Köşe Yazıları
Ajanda
Dükkân
Arama
Kültürel Miras ve Müzeler
Değerlendirme

Müze duvarlarındaki metinler dijital çağda varlığını sürdürebilecek mi?

Dikkat sürelerinin kısalması ve teknolojinin yarattığı sürekli dikkat dağıtıcı unsurlar nedeniyle bazı müzeler duvar metinlerini tamamen kaldırıyor.

Emma Riva
12 Şubat 2026
Aaron Amat/Alamy Stock Photo

Aaron Amat/Alamy Stock Photo

Bir müze her zaman soru sordurur. Peki yanıt da vermeli midir? Bir metal parçası ya da gerilmiş tuvalin üzerindeki pigmentlerin birleşimini gördüğünüzde, önünüzdeki nesnelere bir takım anlamlar yükleyebilirsiniz. Hakkında hiçbir şey bilmeseniz bile size bir şey hissettirebilir. Ancak bazen, karşınızda duran şeyi kavrayabilmek için tarihsel bağlamına ya da eleştirel metinlere ihtiyaç duyarsınız. Müzelerin duvar metinlerinde ne kadar bilgi sunması gerektiğine ilişkin tartışmaların temelinde de bu soru yatar: Sanat anlaşılmalı ve bir bağlama oturtulmalı mı? Yoksa hiçbir söze ihtiyaç duymadan hissedilmeli mi?

Bazı müzeler duvar metinlerini tümünü kaldırdı. Hatta Philadelphia’da yeni açılan Calder Gardens, markasını oluştururken bu kararından sıklıkla bahsetti. ‘Yoruma açık’ olduklarını ve ‘müze’ etiketini reddettiklerini belirterek, ziyaretçileri için daha ulaşılabilir ve daha az didaktik olmayı hedefliyor.

Diğer müzeler ise duvar metinlerini kullanmayı savunuyor. Müze tarafından incelikle hazırlanan metinlerin, ziyaretçilerin deneyimini zenginleştireceğine inanıyorlar. “Sergi metinlerinde dile getirilmeyenler, paylaşılanlar kadar (hatta kimi zaman daha da) açıklayıcıdır,” diyor Frick Pittsburgh’ün baş küratörü ve koleksiyonlar direktörü Dawn Reid Brean, The Art Newspaper’a. “Müze ortamına farklı sesleri davet etmek hiç olmadığı kadar önemli. Her ziyaretçi için tek ve kusursuz bir model yok. Ancak ister geleneksel eser etiketleri, ister rehberli galeri buluşmaları ya da diyaloğu teşvik eden yönlendirmeler aracılığıyla olsun, çeşitli erişim imkânları sunmaya gayret ediyoruz.”

Frick Pittsburgh bu çeşitliliği, yerel topluluktan tarihçi, sanatçı ve eleştirmenlerini “konuk etiket yazarları” olarak davet ederek sağladı. Brean, duvar etiketlerini “galerileri bilgili ve anlatmayı seven bir arkadaşla birlikte gezmek” olarak tanımlıyor. Örneğin müzenin 2025 tarihli Kara Walker: Harper’s Pictorial History of the Civil War (Annotated) sergisinde, ziyaretçinin içerikle daha güçlü bir bağ kurabilmesi için her bir duvar metnini kaleme alan kişinin adını ve fotoğrafını eklemeyi tercih etti. Etiket yazarlarından biri olan Pittsburgh Üniversitesi profesörü Shaun Myers, Walker’ın Banks’s Army Leaving Simmsport (2005) adlı yapıtına ilişkin değerlendirmesinde, kendi büyük büyük büyükbabasının Simmsport’taki bir plantasyondan kaçarak Birlik Ordusu’na katıldığını hatırlattı.

Toronto’daki Royal Ontario Müzesi’nin (ROM) yorumlamalardan sorumlu başkan yardımcısı Juline Chevalier, “müzelerin, ziyaretçilerin gerçekte nasıl davrandığını incelediğini’ söylüyor. ‘Bir serginin ana mesajını, küratöryel ekibin hazırladığı halde anlayıp anlamadıklarını” araştırdıklarından bahsediyor. Chevalier, ROM’un “[duvar] metinleri kısaltmaya, daha kolay taranabilir hâle getirmeye ve tek bir yorumu dayatmak yerine kendi sonuçlarına verebilecekleri alan açmaya” odaklandığını belirtiyor.

Kelime sayısını dikkate alın

Chevalier, duvar metinleri gibi yerleştirme tercihlerinin, izleyici deneyimini nasıl etkilediğine odaklanan meslek örgütü Association for Art Museum Interpretation’ın (AAMI) yönetim kurulunda da görev yapıyor. Kanada gibi çok dilli ülkelerdeki müzeler, aynı metnin birden fazla dilde hazırlanması gerekliliğiyle karşı karşıya.

“Çok katı kelime sınırlarıyla yazıyoruz. Tüm içeriği İngilizce ve Fransızca sunmak zorundayız ve metnin eserlerin önüne geçmesini istemiyoruz,” diyor Chevalier. “Ziyaretçilerin metin okurken dikkatlerinin kolayca dağıldığını bilerek yazıyoruz. Genellikle ayaktalar. Yeni bir mekânda yön bulmaya çalışıyor, arkadaşları ya da aileleriyle sohbet ediyor, küçük bir çocuğu göz hapsinde tutuyor, öğle yemeğinde ne yiyeceklerini düşünüyorlar… Dikkatlerini çekip orada tutabilmek için metin yazıyoruz diyebilirim.”


Ancak dikkat, kıt bir kaynak. Sıkça alıntılanan bir istatistiğe göre ortalama bir yetişkinin dikkat süresi yalnızca 8,25 saniye. “Metni, ziyaretçi ile eser arasındaki anlam üretimini kolaylaştırmak için yazıyoruz,” diyor Chevalier. Ne var ki bunu yapmak için yalnızca sekiz saniyeniz varsa, sunduğunuz her şey daha da önem kazanıyor.

Cleveland Sanat Müzesi (CMA), sergilerini ArtLens adlı uygulamayla sunuyor. Uygulama, ziyaretçilerin çektikleri fotoğrafları kaydetmelerine ve müzenin koleksiyonu hakkında bilgi edinmelerine olanak tanıyor. CMA’de yorumlama planlarının başkanlığını yapan Stephanie Foster’a göre, ArtLens sayesinde “etiketlerin tüm yükü taşımaları gerekmiyor.” Müzenin dijital direktörü Jane Alexander, Artnet’in 2019’da yayımladığı bir haberde ArtLens’in çıkışı hakkında şu yorumları yaptı: “Biz diğer müzelerle rekabet etmiyoruz. Netflix’le rekabet ediyoruz.”

Müzeler artık TikTok, Instagram, WhatsApp ve 24 saatlik haber döngüsüyle de rekabet ediyor. Üstelik bu platformların tamamı ziyaretçilerin avucundaki küçük bir metal parçasının içinde. 2019’da da mevcut olan bu durum, 2026’ya gelindiğinde daha büyük önem taşıyor. Hem bilgi bombardımanının arttığına hem de dolaşımdaki bilgilere duyulan güvenin zayıfladığına dair güçlü bir algı söz konusu. Özellikle yapay zekânın potansiyel yanlış bilgilerle kafa karıştırması, bu tabloyu daha da grileştiriyor.

Dikkat çekebilmek için, metinlerin hem canlı ve çarpıcı hem de bilgilendirici ve erişilebilir gerekiyor.Üstelik sanat tarihi altyapısı sınırlı ya da hiç olmayan bir okur için kaleme alınmaları şart. “Etiket, bir açıklamanın sonu değil, bir ilişkinin başlangıcıdır,” diyor Foster.

Viyana Üniversitesi’ndeki sanat tarihçileri tarafından 2021’de yürütülen bir araştırma, Belvedere Müzesi koleksiyonunun yeniden yerleştirilmesinin ardından, ziyaretçilerin duvar metinleriyle ne ölçüde etkileşime girdiğini mobil göz izleme cihazlarıyla inceledi. Bulgular netti: Ziyaretçiler duvar metinlerini gerçekten okuyor. Ancak belirleyici olan çoğu zaman metnin ne söylediği değil, nerede konumlandığı. Göz hizasındaki etiketler çok daha etkili. Öte yandan bazı yapıtlar, etiketleme çabasını adeta boşa çıkarıyor. Örneğin The Kiss (Öpücük, Gustav Klimt), boyutu ve ihtişamı nedeniyle her türlü duvar metnini gölgede bırakan bir eser.

Viyana’daki araştırmacılar, tipik izleme örüntüsünü “sanat–etiket–sanat–etiket–sanat” olarak tanımlıyor. Bu da ziyaretçilerin önce esere baktığını, ardından bağlam aradığını ve edindikleri bilgiyi yeniden esere uyguladığını gösteriyor. Ayrıca, yapıtın başlığını okuma ve resimde başlığın işaret ettiği unsurlara (örneğin The Kiss’teki figürlere) odaklanma arasında da bir ilişki saptandı. Bulgular, duvar metinlerinin önemsiz olmadığını ortaya koyuyor. Aksine, ziyaretçilerin karşılarındaki eserde neyi gördüğünü aktif biçimde şekillendiriyorlar. Bu durum, metnin büyük bir özenle kaleme alınması gerektiğini açıkça gösteriyor.


Elbette ziyaretçiler etiketleri okuyup okumamaya kendileri karar verir. Zaten duvar metinlerinin yakın zamanda tamamen ortadan kalkması da pek olası görünmüyor. Ancak onları didaktik ya da aşırı entelektüel olmakla suçlamak yerine, AAMI’de olduğu gibi uzmanların emeğiyle şekillenen başlı başına bir sanat formu olarak görmek gerekir. Duvar metinleri dijital çağda varlığını sürdürecekse, kendi başına ayakta durabilmelidir.

Emma Riva, sanayi sonrası topluluklarda sanata odaklanan Pittsburgh merkezli bir yazardır.



Kültürel Miras ve MüzelermüzeKültür-SanatGündem
E-bülten
Art Newspaper Türkiye
Hakkımızda
Çerez Aydınlatma Metni
Kişisel Verilerin Korunması
Aydınlatma Metni
Açık Rıza Onay Formu
Künye
Partnerlerimiz
Satış Noktaları
Kariyer
İletişim
Takip Edin
Facebook
Instagram
Twitter
© The Art Newspaper