Arama
E-bülten
E-bülten
Sergiler
Fuarlar
Kültürel Miras ve Müzeler
Sanat 3.0
Sanat Ekonomisi
Sinema
Sahneden
Tasarım
Kitap
Köşe Yazıları
Ajanda
Dükkân
Sergiler
Fuarlar
Kültürel Miras ve Müzeler
Sanat 3.0
Sanat Ekonomisi
Sinema
Sahneden
Tasarım
Kitap
Köşe Yazıları
Ajanda
Dükkân
Arama
Sergiler
Söyleşi

Çok Katmanlı Bir Geçiş Alanı: Giriş

Resim, müzik ve performansı aynı eksende buluşturan Ceyhun, Barın Han’daki ilk kişisel sergisi Giriş’te bedeni, sesi ve imgeyi açık uçlu bir başlangıç olarak ele alıyor.

Elif Onay
8 Ocak 2026
Ceyhun, Enter, 2025

Ceyhun, Enter, 2025

Ceyhun’un Türkiye’deki ilk kişisel sergisi olan Giriş, Barın Han’da 18 Aralık tarihinde kapılarını izleyiciye açtı. 18 Ocak tarihine kadar ziyarete açık olacak olan sergi, bir varış veya başlangıç noktası önermenin ötesinde, izleyiciyi fiziksel ve zihinsel olarak “başka” bir duruma geçmeye davet eden bir eşik olarak kurgulanıyor. Resimle müziğin, performansla videonun iç içe geçtiği bu çok katmanlı yapı, sanatçının son yıllarda geliştirdiği disiplinler arası pratiğin erken ve yoğun bir kesitini sunuyor. Giriş, beden, tekrar, persona ve dönüşüm kavramlarını hem görsel düzlemin fiziksel ve dijital bağlamlarında, hem de işitsel ve yazılı boyutta yeniden irdeliyor.

Serginin ilk katında, popüler kültürden mitolojiye, Helenistik ikonografiden antik döneme uzanan görsel ve kavramsal referansları bir araya getiren resimler yer alıyor. Sanatçının tarih, felsefe, sosyoloji, çağdaş kültür ve kişisel deneyimle kurduğu çok katmanlı ilişkiler, bu bölümde sürekli yeniden örgütlenen çoğul bir yapı olarak görünürlük kazanıyor. Bu figürler, sanatçının farklı zamanlara, kimliklere ve duygusal yoğunluklara gönderme yapan “personaları” olarak işlev görüyor. Serginin ikinci katında yer alan video işler ise, süre, tekrar ve dayanıklılık kavramları etrafında şekillenen performatif eylemlere odaklanıyor. Her bir video, tekil bir hareketin uzun süre boyunca sürdürülmesi üzerinden bedenin zamansal ve psikolojik sınırlarını araştırıyor.

ELİF ONAY: Serginin başlığı olan Giriş sergiyi bir başlangıç alanı olarak konumlandırıyor diyebilir miyiz? “Giriş”i biraz açabilir misin?

CEYHUN: Giriş’in birkaç anlamı var. İlk olarak senin de dediğin gibi devamı gelecek bir şeyin başlangıcı olma durumu. Buna ek olarak, serginin başlığını seçerken hem sergideki spesifik bir işe direkt olarak bir gönderme yapmasını, hem de her iş hakkında biraz konuşmasını istedim. Bu yüzden “Giriş” aslında “Enter” ya da “Gir” başlıklı işten türedi.

Sergiyi iki ana bölüme ayırırsak bir katta müzik ve resimden oluşan bir proje, bir katta da video-performans işleri bulunuyor. Giriş’in İngilizcesi Entrance bu iki kat hakkında da konuşuyor. Resim/müzik işleri entrance’ın ‘giriş kapısı’ anlamına gönderme yaparken, video-performans işleri ise ‘büyülemek’ olarak çevirebileceğimiz en-trance anlamından besleniyor. Her iki anlamda da önceki bulunduğumuz fiziksel ya da zihinsel konumdan farklı bir duruma geçmek söz konusu.

İki kata yayılan sergide resim ve video formatında işler karşımıza çıkıyor. Bunun yanında kişisel sergine eş zamanlı olarak bir albüm de yayınladın. Bu çok katmanlı yapıdan ve farklı disiplinlerin nasıl ilişkilendiğinden bahsedebilir misin?

Sergiyi aslında müzik-resim bir tarafta, video-performans bir başka tarafta olarak net bir şekilde, eşzamanlı ama birbirinden bağımsız doğan iki projeye ayırabiliriz.

Öncelikle, sergi mekanına ‘resim’ olarak yansıyan eserler, benim müzik pratiğimden türemiş işler. Serginin önemli bir kısmını insan ölçeğine yakın on adet figüratif resim oluşturuyor. Bu resimlerin her biri ilhamını benim yazmış olduğum bir şarkıdan alıyor. Yani, her resmin bir şarkısı var. Buradaki ortak nokta, her şarkının beraberinde bir persona getirmesi. Aynı katta bulunan diğer resimleri ise, bu on şarkıda konu edilen personaları ve anlatıları tamamlayan bir ek olarak düşünebiliriz.

Ceyhun, Yerebatan Sarnıcı'nın Zeminindeki Medusa Kafası, 2025, tuval üzerine yağlı boya, 53.5 x 40 cm

Serginin açıldığı gün, aynı zamanda söz-müziğini kendim yazdığım, kaydını kendim yaptığım ve prodüksiyonunu kendim üstlendiğim bağımsız bir albüm de yayınladım. Şu an bu albüm hem sergi alanında bir CD-çalarda dinlenebiliyor, hem de bütün müzik platformlarında yayında. Soruna cevap verirken aslında sergideki işlere ‘resim’ demenin resim disiplinine biraz saygısızlık olduğu hissi geldi. Sergideki ‘resim’ işlerinin her biri aslında bir şarkı demek daha doğru olabilir sanırım…

Video-performans işlerine gelince, sergideki altı video 2021’de başlayıp 2025’te bitmiş bir sürecin sonucu. Her videoda, ben farklı bir mekanda, farklı objelerle beraber sürekli kendini tekrar eden bir eylem gerçekleştiriyorum. Bu formatın adına, Jackson Pollock’un action painting’lerine gönderme yaparak “Action Video” veya “Eylem Videosu” adını koydum.

Bu işler de pratiğimin farklı bir tarafını sergiliyor. Pratiğim disiplinler arası bir pedagojik bağlamdan çıktığı için, birçok farklı şekilde seyriciye iletilebiliyor. Bu videolar da, performans pratiğimden çıkmış ve video aracılığıyla sergide yer almış işler. Bu işleri üretme sürecim, albüm ve şarkıları resmetme sürecimden farklıydı çünkü albüm süreci bir buçuk yıl kadar aralıksız bir çalışma modeliyken, videoları yapma şeklim daha yoğun ama nispeten kısa altı farklı andan oluştu. Her video fikri o anda bir insana atfedilebilecek bir sıfatı aşırı kimlikleştirerek, insan vücudunu kimliksizleştirme teşebbüsüydü.

Bunu yapabilmek için kendimi ve izleyiciyi farklı bir algı durumuna yönlendirmem gerektiğini biliyordum. Bu yüzden videolarda aynı aksiyonu bazen on beş dakika, bazen kırk iki dakika, bazen de yedi buçuk saat kadar tekrar ediyorum. İzleyiciden beklediğim şey her videoyu tek tek baştan sona izlemesi değil, altı videonun da sesleriyle beraber döngüde tekrar ettiği bir video-enstelasyon odasında zaman geçirmesi ve bu zamanın zihninde biraz daha meditatif bir alan açması.

Resimlerinde popüler kültür, mitoloji ve antik dönem referansları ortak bir bağlamda buluşuyor. Bu anlatıyı kurma süreci nasıl işliyor?

Bu bahsettiğin süreç çok uzun soluklu bir şey ve ben de işlerimi kurgularken çok uzun soluklu düşünüyorum. Mitolojik bir hikayeye gönderme yaptığımda veya kökenini antik döneme atfedebileceğimiz bir sembolü kullandığımda, bu hikayenin veya sembolün benim işlerimde bir bütünlüğün ve bir tip tutarlılığın parçası olması çok önemli.

Referansların oluşturduğu bağlam, bana daha evrensel veya soyut fikirler üzerine düşünebilmem için dişlerimi geçirebileceğim bir somutluk veriyor. Gönderme yaptığımda, seçtiğim somutlukların olabildiğince açık uçlu ve oluşturucu kalmasına önem veriyorum.

Mesela bu sergide yer alan bir iş mitolojideki Herkül figüründen beslenerek alıştığımız eril ‘kahramanlık’ fikrinin hem saçmalığı ve bencilliğine bir eleştiri getiriyor, hem de bu saçmalığı ciddiye aldığımızda, içinde hepimizin erişebileceği dönüştürücü bir güç barındırdığını göstermeye çalışıyor. Umudum o ki, bu şarkı ve imgeyi yirmi yIl sonra bir daha yorumlarsam, hem şu anki halinden çok daha olgun bir hal alacak, hem de ilk versiyonundaki özünden ödün vermeyecek.

Uzun soluklu düşünüyorum derken şunu da demek istiyorum: internette herhangi bir ‘fandom’ın Wiki’sine baktığınızda her sayfa sizi başka bir yere götürür ya… Benim işlerimde de Herkül’ün yeri bir Wiki sayfası gibi, yıllar içinde genişleyecek ama aynı kalacak.

Bu sergide beden, resimlerde sembolik katmanlar, jestler ve farklı zamanlara ait personalar aracılığıyla çoğul bir yapıda ele alınıyor. Video işlerinde ise süre, tekrar ve dayanıklılık üzerinden zamansal ve psikolojik bir deneyime dönüşüyor. Bu iki farklı yaklaşım birlikte düşündüğünde, “beden” senin için nasıl bir düşünme ve anlatı alanı kuruyor?

İşlerimde kendi bedenimi ve onun temsiliyetini bir performans aracı olarak kullanıyorum. Bu araç, bazen bir eylemi gerçekleştiriyor, bazen bir video veya ses kaydında bütünleştiriyor, bazen de resmedilmiş bir imgeyi yaratıyor. Her haliyle, kültürel olarak yüklü sembolleri, kalıntıları ve paylaştığımız anlatıları beden aracılığıyla yeniden düşünüyorum. Bu şekilde, her iş beden-kültür eksenine yeni bir pencere açarak belki sadece düşünsel olarak bildiğimiz veya kelimelerle eriştiğimiz bazı durumları ve hikayeleri bedenselliğimize de bağlamaya çalışıyor.

Ceyhun, Narcissi, 2025, tuval üzerine yağlı boya, 70 x 150 cm.

Bedene referans vererek işler biraz daha dünyaya yerleşmiş oluyor ve böylece kültürel, fikirsel, ve daha elle tutulamaz ögelerle daha özgürce oyun oynayabiliyorum. Beden her zaman beni şimdiki zamanda ve burada tuttuğu için işlerde farklı maskeler, benlikler takıp deneyimleyebiliyorum.

Bedenin ‘grounded’ oluşu ve anlamın kayganlığı, yalnızca benim kültürler arası gidip gelme, ne orada olma ne burada olma gibi deneyimlerimi yansıtmıyor. Aynı zamanda, nesilsel bir sanallaşmayı ve anlamsızlaşmayı yansıtıyor. İşlerimde bedeni farklı hallere sokarak, bedene farklı açılardan bakarak, anlam oluşturmanın gittikçe zorlaştığı hiper-anlamlı bir bağlamda gerçekten anlamlı bir anlam türetme yolu bulmaya çalışıyorum.

Artık hiçbir şey anlamlı değil çünkü her şey aşırı anlamlı. Her şey aşırı anlamlı çünkü hiçbir şeyin anlamı kalmadı.

Giriş, bir sonuç ya da kapanıştan çok, açık uçlu bir başlangıç olarak kurgulanıyor. Sergiyi bu şekilde düşünmek, işleri bir araya getirme ve izleyicinin deneyimini hayal etme biçimini nasıl etkiledi?

Serginin açık uçlu bir başlangıç olarak kurgulanması, Giriş’e özel bir şey olmaktansa genel olarak pratiğimin bir parçası. Önceden belirlenmiş bir yere gitmek veya nasıl ‘biteceğini’ bildiğim bir sonuca ulaşmak bana çok sıkıcı geliyor ve bunun yerine pratiğimde her işe özel bazı sınırlar çerçevesinde bir tür oyun oynamayı tercih ediyorum.

Hedefim, izleyicinin de işleri sadece sergilenmiş bir halde görüp geçmesindense, işlere kendi deneyimleri, hayal dünyaları ve bakış açılarından yaklaşarak bu oyunun bir parçası olması. Bu yüzden her ne kadar biçimlenmiş ve somut işler üretsem de, kavramsal olarak hiçbir zaman önceden belirlenmiş ve değişmez bir beyan ilgimi çekmedi. İşin hep farklı deneyimsel yollar açma tarafında oldum.

Sergiyle eşzamanlı yayımladığın albüm Enter’dan bazı şarkılar için Sims evreninde ürettiğin müzik klipleri, mitolojik ve gündelik referansları simülatif, yer yer memetik bir gerçeklik içine taşıyor. Senin pratiğinde dijital evrenle fiziksel olan arasında nasıl bir ilişki kuruluyor?

Sanırım dijital evrenle nesilsel bir bağlantımız var. Senin de çalışmalarında bunu görüyorum. Ekranlarla büyüyen ilk neslin bir parçası olarak ‘digital native’ sayılırız. İşlerim dijitallikten kuşkusuz etkileniyor. Ama şu ana kadar tamamen dijitale dönmek ve materyallığı bırakmak gibi bir dürtüm hiç olmadı.

Sanatın ikilemler arasında açabildiği gerilim noktalarını daha ilginç buluyorum. Dijital evrenle fiziksel dünya arasındaki gerilim de bunun bir parçası. Bu sergide yer alan şarkıların videolarında Sims’te kaydettiğim görüntülerin yanı sıra, eski buluntu filmlere ve eski kameralarla kendim çektiğim videolara da yer veriyorum. Aynı zamanda şarkılarda da analog ve organik elementler tamamen dijital ve sentetik elementlerle bir arada yer alıyor. Bu gerilim bana heyecanlı geliyor.

Düşündüğünde aslında dijital dediğimiz evren, atomaltı seviyesinde elektronların bir yerden başka bir yere gitmesiyle, yani inanılmaz fiziksel bir gerçeklikten üreyen bir şey. Bu da bence gerilimi arttırıyor.

Pratiğine dair bir sonuç ya da kapanış önermeyen Giriş’ten yola çıkarsak, bu sergi senin için nasıl bir eşik oluşturuyor? Bir sonraki aşamada bu açılımın nasıl evrilebileceğini düşünüyorsun?

Senin de dediğin gibi bir kapanış veya sonuca ulaştığımı söyleyemem. Şunu diyebilirim ki ilerde de şarkı-resim, performans-imge, dijital-fiziksel, beden-kültür eksenlerinde çalışmaya devam edeceğim. Dediğim gibi hem çok uzun soluklu düşünüyorum, hem de bazı şeyleri açık uçlu tutuyorum. Daha söylenecek çok şarkı ve imgelenecek çok bedensellik var.

Bir de bu serginin hazırlık süreci, yüksek lisansımı tamamladıktan bir yıl sonra başladı ve 1,5 yıl boyunca çok daha içe dönük bir şekilde gelişti. Kendi başıma, elimdekilerle, başkalarından yardım veya fikir almadan sergiyi hazırlamış oldum. Bu sergiden sonra yeni ortaklıklara, başka sanatçı, müzisyen ve düşünürlerle bağlar kurmaya biraz daha hazır hissediyorum. Bir sonraki projenin dış dünyadan daha çok besleneceğini tahmin ediyorum.

SergilerKültür-SanatsanatGündem
E-bülten
Art Newspaper Türkiye
Hakkımızda
Çerez Aydınlatma Metni
Kişisel Verilerin Korunması
Aydınlatma Metni
Açık Rıza Onay Formu
Künye
Partnerlerimiz
Satış Noktaları
Kariyer
İletişim
Takip Edin
Facebook
Instagram
Twitter
© The Art Newspaper