Arama
E-bülten
E-bülten
Sergiler
Fuarlar
Kültürel Miras ve Müzeler
Sanat 3.0
Sanat Ekonomisi
Sinema
Sahneden
Tasarım
Kitap
Köşe Yazıları
Ajanda
Dükkân
Sergiler
Fuarlar
Kültürel Miras ve Müzeler
Sanat 3.0
Sanat Ekonomisi
Sinema
Sahneden
Tasarım
Kitap
Köşe Yazıları
Ajanda
Dükkân
Arama
Sergiler
Söyleşi

Jyll Bradley: “Benim için eşik, aynı anda hem içeride hem de dışarıda olma hissi.”

Jyll Bradley’nin Hot Frame başlıklı kişisel sergisi, Debbie Meniru küratörlüğünde Pi Artworks İstanbul’da 15 Kasım – 6 Aralık 2025 tarihleri arasında izleyiciyle buluşuyor. Sanatçıyla zaman, bellek ve benlik üzerine konuştuk.

Elif Onay
28 Kasım 2025
Pi Artworks Istanbul ve sanatçının izniyle

Pi Artworks Istanbul ve sanatçının izniyle

Jyll Bradley’nin Türkiye’de gerçekleştirdiği ilk kişisel sergisi Hot Frame 15 Kasım tarihinde kapılarını Pi Artworks Istanbul’da araladı. Küratörlüğünü Debbie Meniru’nun üstlendiği sergi bizi eşik kavramı üzerinden şimdi ve geçmiş arasında dokunan bir hafıza yolculuğuna çıkarıyor. Bradley’nin 1980’lerdeki gençlik odasına konuk oluyor, kimlik ve doğa arasındaki kırılgan, merak dolu ilişkiye tanık oluyoruz. Karşımızda, neon pleksiler ve ışıkla etkileşen yüzeylerden oluşan “eşikler”den doğan portallar açılıyor. Beyaz küp mekânını bölen mekânsal müdahalelerle izleyicinin algısını yönlendiren sergi, düzlemsel zamanın dışında anılar ve şimdinin iç içe geçtiği, duyumsal deneyim vadediyor. Anılar ve şimdi, ruhu ve algıyı saran bir rezonans yaratıyor.

Hot Frame'den enstalasyon görüntüsü

Jyll Bradley ve Pi Artworks Istanbul izniyle

ELİF ONAY: Bir “eşik” kavramını nasıl tanımlarsınız ve bu arada kalmışlık halini ne zaman temel bir durum olarak fark ettiniz? Bu anlayışınız veya bunu ifade ediş biçiminiz zaman içinde nasıl evrildi?

JYLL BRADLEY: Benim için bir eşik, aynı anda hem içeride hem de dışarıda olma hissi. Bu, aidiyet duygusu ve farklı hissetme deneyimim açısından her zaman temel bir olgu oldu. Yıllarca huzursuzluk veren bir yer gibi geliyordu, ama son zamanlarda bunun aslında bir süper güç olduğunu fark ettim. Eşik alanlarında bulunmak, empatiyi güçlendiriyor ve bizi sıkça tercih etmemiz beklenen kutuplaşmış pozisyonların ötesinde düşünmeye teşvik ediyor.

Gençliğinizde serada geçirdiğiniz zaman, bugün ışık, şeffaflık ve kırılma üzerine kurduğunuz görsel dili keşfetmenizde bağlantılı gibi görünüyor. Erken yaşta edindiğiniz bu deneyimler, çalışmalarınızdaki teknikleri, temaları veya fikirleri nasıl etkiledi?

Ben, ışığın işleyişi ve etkisiyle ilgileniyorum. Sera, bir bitkiyi yetiştirmek için maksimum miktarda ışık alacak ve aynı zamanda onu koruyacak şekilde tasarlanmış bir yapı. Minimal ve şeffaf olmasına rağmen büyük bir güce sahip. Hayatımızda ışığı getirmek için hangi yapıları kurmamız gerektiği sorusunu, hem pratik hem de metaforik anlamda, düşüncelerimin merkezinde konumlandırıyorum. Aslında her şey yoğun bir çaba gerektiriyor. Özellikle dünya bu kadar zorlayıcıyken, ışığı yönlendirmek ve ona yol açmak için çok çalışmak gerekiyor.

Bu sergi bizi zaman içinde bir yolculuğa çıkarıyor. Bellek parçaları arasında dolaşıyor ve yol boyunca çeşitli semboller ve tekrarlayan öğelerle karşılaşıyoruz. Bu öğeleri ve çalışmalarınızdaki anlamlarını biraz açabilir misiniz?

Bellek, farklı ölçekler ve boyutlarda kendini gösteriyor. Bazen bir anı devasa, acı verici ve bunaltıcı gözükürken; başka günlerde ise aynı anı çok küçük ve önemsiz. Bu yüzden sergide, kökeni aynı olan ama boyutları veya uygulamaları farklı olan görüntüler görebilirsiniz. Örneğin bu görüntülerin bazıları solarize edilmiş ya da renklendirilmiş. Ben ayrıca desenlerle de ilgileniyorum, desenler DNA’mızın da bir parçası. Geometrik desenlerle örülü bir manzarada büyüdüm. Meyve bahçeleri, şerbetçiotu tarlaları… Bunu sergideki çizimlerimde ve duvardan duvara, hatta yere uzanan duvar kağıdında görebilirsiniz. Desenli çizimlerimde elle yapıldıkları ve kusurlu oldukları belli oluyor. Bu kusur, işlere insani bir dokunuş katıyor.

Hot Frame'den enstalasyon görüntüsü.

Jyll Bradley ve Pi Artworks Istanbul izniyle

1980’lerde kendinizi fotoğraflarken, bu otoportreleri çekerken sizi yönlendiren kişisel veya keşif odaklı dürtü neydi? Özellikle kimliğinizi keşfetme veya ifade etme sürecinizle nasıl bağlantılıydı? Ve bu fotoğrafları 35 yıl sonra yeniden keşfetmek, bakış açınızı nasıl etkiledi?

O dönemde sanat okulundaydım ve kimliğimi keşfetme sürecindeydim. Bu fotoğrafları o zaman çektim ama onları sergileyecek kadar kendimi görünür hissetmiyordum; çok savunmasız hissediyordum. Bu yüzden o dönemin fotoğraflarının çoğu, gösterdiğim kadarıyla, arkadaşlarımın görüntüleriydi. Şimdi geriye dönüp bu fotoğraflara bakmak çok özgürleştirici. Çok naifler ve insanların onlara verdikleri tepkileri deneyimlemek oldukça dokunaklı. Queer bir dürtüyle çekilmiş olsalar da, aslında evrensel, savunmasız gençlik deneyimlerinin görüntüleri. Bu, paylaşılan bir deneyim hâline geliyor. Hepimiz o duyguları yaşamışızdır.

Çiçeklerin küçük vazolarda sergilenmesi ve soldukça galeri ekibi tarafından yenileriyle değiştirilmesi, sürekli güncellenen katılımcı bir yerleştirme yaratması açısından ilgi çekici. Bu sürekli dönüşen “zaman kapsülü” içinde “şimdi”, nasıl konumlanıyor?

Çiçek kompozisyonları sergimde gerçekten çok önemli bir yer tutuyor. Sergi açılmadan bir gün önce, âşık olduğum bu şehirde, galeride çalışan sanatçı Erinc Antarres ile birlikte İstanbul’u dolaştım. Beyoğlu’nun farklı noktalarından çiçekler, yabani otlar ve yapraklar topladık. Şık çiçekçilerden duvar aralarından çıkan yabani bitkilere kadar… Topladığımız bu “buketi” kentin özünü temsil eden bir bütün olarak düşündüm. İstanbul’a mekâna özgü bir yaklaşımla yanıt vermek ve şehirde sergi açma deneyimine bir tür çiçek sunumu eklemek istedim.

Aynı zamanda, kendimin çok genç bir sanatçı olarak çekilmiş fotoğraflarına, kırılganlık ve kuşkuyla dolu o kişiye, çiçek sunma arzusu taşıyordum. Galeri ekibi, büyük bir cömertlik göstererek her biri kendi hikâyesini taşıyan vazoları evlerinden getirip benimle paylaştı. Sizin de belirttiğiniz gibi, bu düzenlemeler Pi Artworks ekibinin sergiyi çok somut bir şekilde sürekli olarak gözetmesini gerektiriyor.

Benim için, “şimdi”yi kesilmiş bir çiçekten daha iyi temsil eden pek az şey var, çünkü o çiçeğin kesildiği an, aynı zamanda soluşunun da başlangıcıdır. Sergi hafıza ve zamanı araştırdığı için, bu kesilmiş çiçekler tüm sergiyi tam anlamıyla “şimdi”nin içine taşıyor.

SergilerKültür-SanatsanatGündem
E-bülten
Art Newspaper Türkiye
Hakkımızda
Çerez Aydınlatma Metni ve Politikası
Kişisel Verilerin Korunma Politikası
Aydınlatma Metni
Açık Rıza Onay Formu
Künye
Partnerlerimiz
Satış Noktaları
Kariyer
İletişim
© The Art Newspaper