Arama
E-bülten
E-bülten
Sergiler
Fuarlar
Kültürel Miras ve Müzeler
Sanat 3.0
Sanat Ekonomisi
Sinema
Sahneden
Tasarım
Kitap
Köşe Yazıları
Ajanda
Dükkân
Sergiler
Fuarlar
Kültürel Miras ve Müzeler
Sanat 3.0
Sanat Ekonomisi
Sinema
Sahneden
Tasarım
Kitap
Köşe Yazıları
Ajanda
Dükkân
Arama
Sergiler
Söyleşi

Rodos'ta seramikle kurulan mit ve bellek hattı: Günün Başladığı Yer

İkinci edisyonunu Rodos’ta sunan Biennale of Contemporary Keramics, “Where the Day Starts” yani Günün Başladığı Yer başlığıyla 6 Haziran–31 Ekim 2026 tarihlerinde izleyiciyle buluşuyor.

Elif Onay
3 Temmuz 2026
 Stamatia Dimitrakopoulos, Anissa Touati, Loukia Thomopoulo

Fotoğraf: Constantinos Caravatellis

Stamatia Dimitrakopoulos, Anissa Touati, Loukia Thomopoulo

Fotoğraf: Constantinos Caravatellis

Efsaneye göre Zeus, denizin sonsuz maviliğinde bir ada yükseltir. Güneş tanrısı Helios, suyun içinden doğan bu adayı gördüğü anda ona âşık olur ve bu adaya sevgilisi Rhodos’un adını verir. “Güneşin ilk doğduğu yer” olarak anılan bu ada, mitolojide ışığın, yeniden doğuşun ve bereketin kesiştiği bir hafıza katmanı olarak Akdeniz’e konumlanır.

“Güneşin doğuşu” imgesinin ardında, her şeyi yeniden başlatan o sıfır noktasına dönme fikri gizli sanki. Her şeyin anlamını yitirdiği o noktada, sonsuz bir döngü içindeki yeni bir günü selamlıyoruz.

Rodos, Biennale of Contemporary Keramics’in (BCK) ikinci edisyonunda güneşin mitolojik gücünü, zamansız bir araç olan seramik aracılığıyla bugüne tercüme ediyor. Seramik burada kimi zaman konuştuğumuz bir dil, bir jest ve ifade kadar doğal, kimi zaman işlevsel bir nesne, kimi zaman da katman katman bir düşünsel sürecin ardından topraktan çıkmış bir varlık olarak kendi yolunu ve zaman çizgisini kuruyor.

Her edisyonunda Yunanistan’da farklı bir adayı odağına alarak yeni bağlantılar ve üretim alanları yaratmayı hedefleyen BCK, Santorini’deki ilk edisyonun ardından, ışığın doğuşu ve Akdeniz’in karşılaşmasında yer alan bu adada, seramik pratiğinin tarihsel, maddi ve sembolik katmanlarını yeniden açıyor. UNESCO Dünya Mirası listesindeki Rodos Ortaçağ Kenti çok katmanlı mimarisiyle geçmişi bugüne taşırken, Bizans’tan Osmanlı’ya uzanan izler adanın sokaklarında hissediliyor. Akdeniz’in ticaret yolları, göç hikâyeleri ve kültürel etkileşimlerinin kesiştiği kent, bir geçiş ve karşılaşma mekânı olarak öne çıkıyor. Bienalin “Where the Day Starts” başlığı da bu eşikte anlam kazanıyor. Işık, bellek ve yeniden başlangıç fikri, kentin ve seramiğin dokusu üzerinden Akdeniz’i yeniden okumaya açılan bir deneyime dönüştürüyor.

Where the Day Starts, Biennale of Contemporary Keramics 2026. Lucille Uhlrich, enstelasyon görüntüsü, Arkeoloji Müzesi. Fotoğraf: Constantinos Caravatellis

Yeni başlangıçlara davet...

Bienalin küratörlüğünü üstlenen Anissa Touati, Stamatia Dimitrakopoulos ve Loukia Thomopoulou ile bienalin bu yılki edisyonunun kavramsal çerçevesini, seramiği ve Akdeniz’i konuştuk.

Elif Onay: “Where the Day Starts” başlığı hem şiirsel bir çağrışım taşıyor, hem de Rodos’la güçlü bir bağ kuruyor. Bu edisyonu böyle bir fikir etrafında şekillendirmek sizin için neden önemliydi?

Loukia Thomopoulou: Mitolojide Rodos denizden yükselerek her yeni günün ışığıyla ilk buluşan yer olması için yaratılmıştır. Tabii güneşin taşıdığı bu sembolik güç, yerel bir mitolojik anlatının ötesine geçti. Akdeniz boyunca yüzyıllardır farklı halklar arasında bağlantının, alışverişin ve ortak kültürel mirasın güçlü bir simgesi oldu. Işığı denizcileri yönlendirdi, ticaret yollarını ayakta tuttu ve bölgenin kimliğini şekillendiren medeniyetler arası kavşakları aydınlattı...

Where the Day Starts, Biennale of Contemporary Keramics 2026. Enstalasyon görüntüsü, Arkeoloji Müzesi. Fotoğraf: Constantinos Caravatellis

Bienalin başlığı, yalnızca adanın mitolojik şafağına değil, aynı zamanda yeni başlangıçlara yönelik bir davete de işaret ediyor. Sanatsal keşfi ve diyaloğu tetiklerken katılımcıları Akdeniz’in ortak mirasını ve sürekli dönüşen kimliklerini bugünün ışığı altında yeniden düşünmeye çağırıyor. Başlık, aynı zamanda bir şeyin yeniden nerede başlayabileceği ile de ilgili. Hem bir duraksama anı, hem de yeniden başlangıç.

Stamatia Dimitrakopoulos: Başlık, Rodos’un kendisinden doğdu. Coğrafi konumunun ve gün doğumuyla kurduğu ilişkinin ötesinde, adada ışık, geçiş ve zaman içinde süreklilik fikirleriyle derin bir bağ hissediliyor. Rodos, farklı uygarlıkların, mitlerin ve etkilerin yüzyıllar boyunca bir arada yaşadığı, kesiştiği ve birbirini beslediği son derece zengin bir tarihsel ve kültürel derinliğe sahip.

Bugün sizin için güneş neyi temsil ediyor? Akdeniz bağlamında bu metafor, bienalin küratoryal anlatısını nasıl şekillendiriyor?

Anissa Touati: BCK 2026 için güneş, sabit bir sembol değil. Güneş, Akdeniz’de tarih boyunca yaşam biçimlerini, inşa pratiklerini, yolculukları ve kültürel aktarımı şekillendiren bir koşul olarak ele alınıyor. Akdeniz’de ışık, peyzajları, ritüelleri, mimarileri ve kolektif tahayyülleri biçimlendiren temel bir unsur.

Rodos’ta bu ilişki, adanın Helios’la kurduğu mitolojik bağ ve çok sayıda uygarlığın kesişim noktasında yer almasıyla daha da katmanlı. Bu küratoryal yaklaşım, Asunción Molinos Gordo, Elif Uras, Meriem Chabani, Robert Brambora, Malek Gnaoui, Menandros Papadopoulos ve Fatima Mohisen gibi sanatçıların işlerinde görünüyor. Bu sanatçıların eserleri, ateş, mitoloji, yerel bilgi biçimleri, ritüel, mimari ve Akdeniz boyunca dolaşan formlar gibi temalarla kesişiyor.

Elina Belou, David Scanavino, Lucille Uhlrich, Vuslat, Luke Edward Hall ve Atalanti Martinou gibi sanatçılar ışığı atmosfer, algı, zamansallık ve duyusal peyzajlar üzerinden ele alıyor. Kyriaki Goni, Jorge Cabieses-Valdes, Leonardo Bartolini ve GianMarco Porru gibi isimler ise sergiyi teknoloji, kozmoloji ve yeni Akdeniz anlatılarıyla bağlantılı spekülatif ve geleceğe dönük tahayyüllere açıyor.

Bu bienalde seramiği bir “malzeme” olmanın ötesinde, adeta bir tarih yazımı aracı olarak ele alıyorsunuz. Seramiği çağdaş sanatın merkezindeki tartışmalara taşırken sizi yönlendiren temel kavramlar nelerdi?

Anissa Touati: Seramik, insanlığın en eski sanatsal ve medeni ifadelerinden biri. Yazıdan, hatta mimariden önce bile kil, insan varlığının, ritüellerin, inançların, ticaretin ve gündelik yaşamın izlerini taşıyordu. Yüzyıllar boyunca Akdeniz’in tarihinin aktarılmasına ve korunmasına aracılık eden kadim bir malzeme.

BCK 2026 üzerine düşünürken özellikle Kostas Axelos ve Abdelkébir Khatibi gibi düşünürlerin Akdeniz’i ele alış biçimlerinden ilham aldım. Axelos’un “hareket felsefesi” olarak tanımladığı yaklaşım; dolaşım, parçalanma ve çoğul tahayyüller üzerinden şekillenen bir düşünme biçimine işaret ediyor. Seramik de çağdaş sanatı bu derin zaman katmanlarıyla yeniden ilişkilendiren bir araç. Arkeoloji ile gelecek, bellek ile dönüşüm, yerel zanaat ile çağdaş spekülasyon arasında bir köprü kuruyor.

‘Seramik, bu mekânlarla neredeyse içgüdüsel bir ilişki kuruyor’

Bienal, UNESCO Dünya Mirası Listesi’nde yer alan Rodos Ortaçağ Kenti boyunca yayılıyor. Bu mekânların tarihsel ve arkeolojik ağırlığı küratoryal kararlarınızı nasıl etkiledi? Ayrıca, çağdaş seramik işlerini bu kadar yüklü alanlara yerleştirmenin beraberinde getirdiği sorumluluklar neler?

Loukia Thomopoulou: Bienal, Rodos Ortaçağ Kenti’nin De Milly Cephaneliği, Rodos Dekoratif Koleksiyonu, Our Lady of the Castle, Rodos Arkeoloji Müzesi ve Büyük Üstatlar Sarayı’ndaki Kleoboulos Meydanı gibi önemli tarihi mekânlarına yayılıyor. Bu alanların tümü, yüzyılların birikimini taşıyan koruma altındaki anıtsal yapılar olarak aynı zamanda güçlü bir sorumluluk da barındırıyor. Ancak bu sorumluluk her şeyden önce bir duyarlılıkla başlıyor. Özellikle vurgulamak isterim ki, bu anıtlara duyulan hayranlık, bize verilen izinlerin yarattığı onur duygusunun da ötesine geçiyor.

Asıl mesele, sanatçılar, kurumlar, arkeoloji, lojistik, kültürel mirasın korunması ve küratoryal anlatı arasında bir araya gelmek. Anıtların belirlediği sınırlar içinde her karar; zaman, diyalog, izin ve mekâna saygı üzerinden şekilleniyor.

Ayrıca süreç içinde birlikte çalıştığımız arkeolog grubu The Ephorate of Antiquities of the Dodecanese bize destek oldu.

Anissa Touati: Bu mekânlarda küratörlük yapmak, tarih, bellek ve maddi varlık rejimleri arasında bir rezonans alanı kurmayı düşünmeyi gerektirdi. Sorumluluk, çağdaş sanatı miras üzerinden anıtsallaştırmak ya da tarihi estetize etmek değil, bu mekânların kırılganlığına ve karmaşıklığına karşı dikkatli kalabilmekti.

Rodos, sabit bir tarihsel imge değil. Dolaşım, kırılma, birlikte var olma ve yeniden yorumlanma süreçleriyle biçimlenen bir alan... Bienal, tam da bu gerilim alanı içinde çalışıyor.

Ziyaretçiler Kleoboulos Meydanı'nda yer alan Chabani Meriem & Gordon Ceramics'in önünde. Fotoğraf: Constantinos Caravatellis

‘Adayla gerçek bir ilişki kurmak ve geride bir iz bırakmak istedik’

Kamusal program geniş bir yapıya sahip. Konuşmalar, yürüyüşler, rezidanslar, performanslar ve eğitim odaklı inisiyatifleri kapsıyor. Bu ölçekte ve çeşitlilikte bir programı kurgulamanızın arkasındaki temel motivasyon neydi?

Loukia Thomopoulou: Başından itibaren bienalin yalnızca adaya birkaç aylığına gelip sonra kaybolan bir sergi olarak işlemesini istemedik. Adayla gerçek bir ilişki kurmak ve geride bir iz bırakmak istedik. Bunun yolu da ancak karşılıklı ve samimi bir etkileşimden geçiyor. Hazır bir yapı ile bir yere gidip insanların buna kendiliğinden bağlanmasını bekleyemezsiniz. Orada zaman geçirmeniz, mekânın ritmini, tarihini ve insanlarını dinlemeniz, birçok açıdan onun dilini öğrenmeniz gerekir.

Konuşmalar, yürüyüşler, rezidanslar, performanslar ve eğitim faaliyetleri; farklı topluluklar ve izleyiciler için farklı temas noktaları yaratıyor, adanın yaşamının bir parçası olmamıza imkân veriyor.

Anissa Touati: Bizim için önemli olan, bienalin yalnızca sergi mekânlarıyla sınırlı kalmaması, Rodos’a köklenen, yaşayan bir kültürel platform olarak açılmasıydı. Bu yaklaşım özellikle Rodos’ta yerel zanaatkârlarla geliştirilen rezidans ve üretim süreçlerinde belirdi. Malek Gnaoui ve Robert Brambora gibi sanatçılar, doğrudan yerel malzemelerle, inşa teknikleriyle ve seramik gelenekleriyle temas kurarak üretim gerçekleştirdi.

Konuşma programı da benzer şekilde önemli bir yer tutuyor. Dr. George Manginis (sanat tarihçisi, küratör ve Atina Benaki Müzesi Direktörü) gibi isimlerle yürütülen sohbetler, bienali yalnızca çağdaş sanat tartışmalarıyla sınırlı bırakmayıp seramiği arkeoloji, ticaret yolları, göç, bellek ve maddi kültür gibi daha geniş sorularla yeniden ilişkilendirmeye imkân veriyor.

Performans ve katılımcı projeler de programın merkezinde yer alıyor. Jorge Cabieses-Valdés seramiği ses performansları aracılığıyla akustik ve sismik bir enstrümana dönüştürüyor. Mohamed Amer Meziane, Etel Adnan’ın çalışması içinde felsefeyi nefes, ilahi ve ses üzerinden bedensel bir deneyim olarak ele alıyor. Zoë Paul gibi sanatçıların işleri ise kolektif jestleri ve birlikte üretim süreçlerini bienalin yapısına dahil ediyor.

Sonuç olarak bienal, Akdeniz genelinde bellek, maddesellik, dolaşım ve geleceğe dair düşünceleri birbirine bağlayan bir zemin kuruyor.

‘Türk sanatçılar seramiği, eleştirel ve kavramsal bir alan olarak ele alıyor’

Anissa’ya bir soru yöneltmek istiyorum. Daha önce Türkiye’de çalışmış biri olarak, bugün ülkenin çağdaş seramik sahnesini nasıl tanımlarsınız? Contemporary Istanbul’da Sanat Direktörü olduğunuz dönemde, Türkiye çağdaş sanat sahnesinde seramiğin yeri ve görünürlüğü hakkında gözlemleriniz nelerdi?

Annisa Touati: Türkiye’de çalışmış biri olarak şunu söyleyebilirim ki seramik, ülkenin görsel kültüründe mimari, bezeme, gündelik yaşam, endüstri ve imparatorluk tarihleri arasında dolaşan özel bir yere sahip. Daha görünür olan esas dönüşüm ise, seramiğin yalnızca miras ya da zanaat ekseninde değerlendirilen bir üretim alanı olmaktan çıkarak, heykel gibi kavramsal olanakları genişleyen çağdaş bir ifade biçimine dönüşmesi.

Annisa Touati’nin Contemporary Istanbul’daki Sanat Direktörlüğü görevi sırasında bunu çok net gözlemledim. Elif Uras, Burçak Bingöl, Lara Ögel, Elif Erkan ve Jennifer İpekel gibi sanatçılar seramiği yüzey, toplumsal cinsiyet, hafıza, parçalanma ve dekoratif olanın çağdaş yaşamdaki karşılığı üzerine düşünebilecekleri eleştirel ve kavramsal bir alan olarak ele alıyordu. Bu yaklaşım; malzeme, mekân, tarih ve kültürel hafızayı yeniden düşünme biçimlerini dönüştüren Gülsün Karamustafa ve Ayşe Erkmen gibi sanatçıların belirleyici olduğu daha geniş Türkiye sanat bağlamı içinde de değerlendirilebilir.

Öte yandan bu çağdaş enerjiyi, seramiğe güçlü bir heykel dili ve entelektüel varlık kazandırmış olan Füreya Koral, Candeğer Furtun, Sadi Diren ve Alev Ebüzziya gibi öncü figürlerden ayrı düşünmek mümkün değil. Ali Kazma’nın Studio Ceramist işi de bu soy çizgisinin özünde yer alan temel bir gerilimi ortaya çıkarıyor. Jestin, tekrarın ve atölye zamanının içinde biriken düşünsel yoğunluğu ve üretim zekâsını yakalıyor.

Türkiye’den katılan sanatçıların işlerini nasıl tanımlarsınız? Akdeniz kültürünün seramikle kurduğu tarihsel ve maddi ilişki bağlamında, Türkiye’den gelen seramik işler hem adanın kendisiyle hem de serginin diğer seçkisiyle nasıl bir diyalog kuruyor?

Loukia Thomopoulou: Bu sanatçılarla ilgili bana ilginç gelen şey, hepsinin seramiği toplum hakkında konuşmanın bir yolu olarak görmesi, ancak bunu tamamen farklı biçimlerde yapmaları.

Elif Uras, kadın bedeni, süsleme ve bezeme pratikleri, mitoloji, emek ve gündelik yaşamı; kadınların kuşaklar boyunca aktarılan deneyimlerinin iç içe geçmiş katmanları olarak ele alıyor. İşlerinde hayranlık uyandıran şey, bakım, üretme, dokuma ve yapma gibi jestlere görünürlük ve değer kazandırması. Bunlar çoğu zaman doğal kabul edilen ve göz ardı edilen eylemler.Tarih boyunca bu faaliyetler yalnızca Türkiye’de değil, dünyanın her yerinde kadınlarla ilişkilendirildi. Uras’ın işleri sayesindeyse güçlü ve görmezden gelinemez hâle geliyorlar.
Meriem Chabani’nin, Türkiye’nin önde gelen seramik karo üreticilerinden Gorbon Ceramics ile iş birliği içinde geliştirdiği proje, seramiğin gündelik yaşam içindeki varlığını mimari ölçeğe taşıyor. Akdeniz coğrafyasının en sıradan nesnelerinden birini, bu köklü üreticinin eski sır reçeteleri aracılığıyla yeniden ele alarak onu çağdaş, aynı zamanda kırılgan, yansıtıcı ve beklenmedik ölçüde şiirsel bir forma dönüştürüyor.

Vuslat’ın yerleştirmesi, adeta yapının içinde nefes alan bir varlık gibi kendini açıyor. Mekânda asılı kalmış nefesler gibi beliren organik formlarla kil, neredeyse canlı bir madde olarak sunuluyor. Sanatçının eseri, farklı dinler, kültürler ve yüzyıllar boyunca bu anıttan geçmiş insanların arasında görünmez bir bağ kuruyor.

Anissa Touati: Türkiye’den çeşitli sanatçılar ve üreticilerle çalışmış biri olarak, onların sergideki varlığını ulusal bir çerçevede tanımlamak yerine; yüzey, bezeme, mimari, mitoloji, bellek ve formların Akdeniz boyunca dolaşımı gibi ortak kaygılar üzerinden okumayı tercih ederim.

Elif Uras’ın işleri bu bağlamda özellikle önemli. Sanatçı BCK için, Rodos mitolojisine, özellikle Helios ile Rodos Adası arasındaki ilişkiye odaklanan kapsamlı bir araştırma üzerinden bir iş geliştirdi. Gorbon Tiles ise sergiye, mimar Meriem Chabani ile birlikte Palace of the Grand Master meydanında sunulan anıtsal bir mimari iş üzerinden katılıyor. Burada seramik, yapısal, kentsel ve mekânsal bir boyut kazanıyor. Cephe, eşik ve kamusal alanı düşünmeye yönelik bir biçime evriliyor.

Vuslat’ın Panagia tou Kastrou’daki müdahalesi, adanın kutsal ve mimari tarihleriyle doğrudan bir diyalog kuruyor. Birlikte ele alındıklarında bu işler, Rodos’u Bizans, Osmanlı, Akdeniz ve yerel tarihlerin iç içe geçtiği bir kesişim mekânı olarak görüyor.

18 ülke, 42 sanatçı

Bu yılki edisyon, 300’ü aşkın başvuru alan açık çağrı sürecinin ardından 18 ülkeden 42 sanatçıyı bir araya getiriyor. Nihai seçimi şekillendiren temel kriterler nelerdi? Özellikle hangi sanatsal seslere ya da yaklaşımlara yakınlık duydunuz?

Stamatia Dimitrakopoulos: Seçim süreci, seramiğe farklı açılardan yaklaşan kişilerden oluşan bir jüri tarafından şekillendirildi. Çağdaş sanat, küratörlük, tasarım, mimarlık, zanaat ve akademik araştırma gibi birbirinden farklı alanlardan gelen bu çeşitlilik, nihai seçimde çok önemli bir rol oynadı. Temel kriterlerden biri, her sanatçının kil ile kurduğu ilişkiyi hem kavramsal hem de maddi düzeyde nasıl ele aldığı oldu; özellikle bellek, mitoloji, dönüşüm, göç ve kültürel etkileşim gibi temalar üzerinden... Bu başlıklar, hem Rodos’la hem de bu yılki bienalin daha geniş Akdeniz bağlamıyla güçlü biçimde örtüşüyor. Aynı zamanda nihai seçkide farklı kuşakların, coğrafyaların ve sanatsal yaklaşımların yer alması da önemliydi. Sergi; heykel, enstalasyon, araştırma temelli pratikler ve malzeme deneyleri üzerinden çalışan sanatçıları bir araya getirerek, çağdaş seramiğin bugün ne olabileceğine dair çok katmanlı bir diyalog alanı kuruyor.

Where the Day Starts, Biennale of Contemporary Keramics 2026. Vuslat'ın yapıtının enstalasyon görüntüsü.

Fotoğraf: Constantinos Caravatellis

BKC 2026'nın sanatçılarından Vuslat, bienal kapsamında sergilenen eseriyle ilgili:

"Süreklilik beni her zaman büyülemiştir. Hiçbir şey bütünüyle kendi başına var olmaz. Her biçim, kendinden öncekilerin izlerini taşır ve ardından gelebilecek olana dair ipuçları verir.

Küçükken sabun köpüklerini havaya üflerdim. Her biri kendine özgü biçimler oluştururdu ama aynı zamanda birbirlerine bağlıydılar, çünkü süreklilik içindeydiler. Birbirlerini bulur, dokunur, değişir ve sonunda yok olurlardı. Burada da hayal ettiğim tam olarak buydu. Birbirini arayan, bağ kuran ve kendi sınırlarının ötesine geçerek varlığını sürdüren biçimler.

Her parçayı, umut dolu bir nefes taşıyan, rengiyle dışarıya uzanan ve usulca ışığa yönelen bir varlık olarak düşünüyorum. Bu ölçekte çalışmak zorluydu, ancak en anlamlı şeyler çoğu zaman sabır, belirsizlik ve tekrarın içinden doğar.

Kusurluluğu her zaman sevdim. Mevlânâ'nın dediği gibi, 'Işık yaralardan içeri girer.' Kille çalışmak, mükemmellikten uzaklaşıp daha insani olana yaklaşmak demektir. Her parçanın kendine özgü tonu, sırı ve duygusu vardır. Her biri, kendine ait açıklıkları olan birer kaptır. Onları, birbirinin aynı oldukları için değil, aralarındaki ilişki sayesinde bir araya gelen bir ipe dizilmiş boncuklar gibi hayal ettim."

SergilerBienal SeramikGündem
E-bülten
Art Newspaper Türkiye
Hakkımızda
Çerez Aydınlatma Metni
Kişisel Verilerin Korunması
Aydınlatma Metni
Açık Rıza Onay Formu
Künye
Partnerlerimiz
Satış Noktaları
Kariyer
İletişim
Takip Edin
Facebook
Instagram
Twitter
© The Art Newspaper