Duyduk duymadık demeyin!
Siz hiç Stendal sendromu yaşadınız mı? Yıllar önce Paris’te Centre Pompidou’daki Kandiski’leri gördüğümde, kalp atışlarımın hızlandığını ve dakikalarca olduğum yerde donup kaldığımı hatırlıyorum. Vasili Vasilyeviç Kandinski; modernin klasiği, soyutun somutu... O gün Paris’te ya da çok değil 3 yıl önce Metz Pompidou’da bana “Bu müzenin koleksiyonları 5 yıl boyunca 10 sergiyle memleketin İzmir’e gelecek” deseler, inanmazdım. Ama geldi, geliyor. İzmir’e bu paha biçilmez eserleri Lucien Arkas, yani Arkas Holding getiriyor.
İzmirliler ve sanat meraklıları Arkas’ın İzmir için ne ifade ettiğini iyi bilir. Arkas’ın 7 sanat merkezi açılmadan önce İzmir kültür-sanat hayatının pek de renkli olduğunu söyleyemem. Özellikle resim, heykel sergileri, koleksiyonları ve sanat merkezleriyle Arkas, İzmir’de adeta bir Rönesans başlattı.
Şimdi de Bayraklı’da açılan Lucien Arkas Sanat Merkezi ve buraya Centre Pompidou’dan 5 yıl boyunca gelecek 10 sergiyle İzmirliler gıpta edilecek günler; ne günleri yıllar yaşayacak. İstanbul ve Ankaralıların heyecanla, bize de gelir mi dediklerini duyar gibiyim. Onları İzmir’e bekleriz efendim!
Biliyorsunuz, geçen eylülde büyük bir renovasyona giren ve 2030’a kadar kapalı kalacak Centre Pompidou; renovasyon masraflarına katkı sağlamak ve bu süre zarfında da sanatseverleri eserlerden mahrum bırakmamak için hem Fransa içinde hem de tüm dünyada turneye çıkardı.
İkonik merdivenli mimarisiyle ünlü, Renzo Piano imzalı Centre Pompidou 1977’de kurulduğunda çağdaş sanatın DNA’sına uygun olarak değişime açık bir müze olarak kurgulandı. Belki de dünyada kalıcı koleksiyon ile geçici koleksiyon arasında bir ayrım olmadığını söyleyen ilk kurumlardan biriydi.
Zamanın ruhuyla her zaman ilişki içinde olan Centre Pompidou’nun başkanı Laurent Le Bon, tekelci veya hegemonyacı bakış açısından uzak, serüvenlerini ve eserlerini daha çok insanla paylaşmak istediklerini ve yenilenme sürecinde dünyada on, on beş şehirde aynı anda eserlerini sergilediklerini söylüyor. Artık Centre Pompidou her yerde. Türkiye’de, İzmir’de, Arkas’la…
“Bu ulusal bir koleksiyon ve dünyadaki herkes için var. Dünyaya farklı bakmamızı sağlayan sanatla bağlantılı serüvenleri bazı yerlere taşıyabiliyorsak, bu bizim misyonumuzdur” diyen Laurent Le Bon ile İzmir’de Lucien Arkas Sanat Merkezi’nin ve “Sonia & Robert Delaunay: Modern Rengin İcadı” sergisinin açılışında konuştuk.
‘Arkas-Pompidou iş birliği, terzi işi diyebileceğimiz türden’
Aysun Öz: Sizinle Arkas arasındaki ilişki yıllar önceye dayanıyor. Sanırım her şey Picasso sergisi ile başladı. Bu iş birliği zaman içinde nasıl evrildi ve bugün nasıl gidiyor?
Laurent Le Bon: Yaklaşık on yıl öncesine, ilk iş birliğimize dönmem gerekiyor. O dönemde ben henüz Musée Picasso’dayken, Lucien Arkas ve Jean-Luc Martinez birlikte bir proje yapmayı önerdiler. Böylece bu hikâye başladı. Sergi başarılıydı ve herkes memnun kaldı.
Daha sonra ben Centre Pompidou’ya atandım. Bildiğiniz gibi şu anda bir dönüşüm sürecindeyiz. Yeni Pompidou binası 2030’da açılacak. Bu süreçte kapalı değiliz, aksine “Constellation” adını verdiğimiz bir program başlattık. Bu program kapsamında, bizimle aynı pozitif ruhu paylaşan ve karşılıklı öğrenebileceğimiz kurumlarla çalışmak istiyoruz.
Bu noktada Jean-Luc ve Lucien yeniden bize ulaştılar. Ellerinde bir süredir bir bina vardı ve doğru projeyi bekliyorlardı. Pompidou ekibiyle çok iyi bir uyum yakaladık ve bu projeyi başlattık. Projeye “Beş Mevsim” adını verdik. Bu, Antonio Vivaldi’nin dört mevsimi değil, Gabriel García Márquez’in beş mevsimine bir gönderme. Ayrıca Sonia Delaunay ile bir “amuse-bouche” (küçük açılış sunumu) da var.
Bu proje sadece büyük isimlerin yer aldığı bir “blockbuster” değil. Daha derin, tematik bir yaklaşım içeriyor ve özellikle İzmir için tasarlandı. Yani dünyayı dolaşan hazır bir sergi değil; bu projeye özgü, yerel bağlamla kurulan özel bir üretim.
Özellikle İstanbul değil de İzmir için yapılmış olması ayrıca anlamlı…
Evet, İstanbul değil. İzmir!
İzmirli bir sanatsever olarak ayrıca mutluyum. Peki sergiler ve küratoryal seçimler bu iş birliği içinde nasıl şekilleniyor? ARKAS’a özel unsurlar neler olacak?
Her şey tamamen bu projeye özel tasarlanıyor; sergi tasarımından (senografi) başlayarak. Ekibimizde çok güçlü sahneleme ve mimari tasarımcılar var. Lucien ve ekibine birlikte çalışma teklifinde bulunduk. Bu proje kapsamında 5 yıllık bir süreçte 10 sergi olacak ve her sergiden öğrenerek ilerleyeceğiz. Bu iş birliği “terzi işi” diyebileceğimiz türden. Hazır bir model değil. Sürekli diyalog içinde gelişiyor. Örneğin ilk sezon “ışık” teması etrafında şekilleniyor. Ayrıca bu süreç yukarıdan aşağıya dayatılan bir model değil. Paris’te hazırlanıp gönderilen bir proje değil; ekipler sürekli bir araya geliyor, diyalog halindeler. Pompidou’dan ekip üyeleri düzenli olarak İzmir’e geliyor, süreç fiziksel olarak birlikte yürütülüyor. Bu yüzden bu bir marka ya da etiket değil, gerçekten birlikte üretilen bir proje.
Anlıyorum.
Projede yer alacak sanatçı listesi geniş ve tematik bir yaklaşım benimsiyoruz. İleride monografik sergiler de olabilir ama bu 5 yıllık süreçte pek çok sanatçı dâhil olacak. Önemli olan klasik modern sanat ile çağdaş sanat arasında bir denge kurmak. Bu da Arkas’ın mevcut müze pratiğine yeni bir boyut katıyor. Daha çağdaş bir yön açıyor.
Bu denge gerçekten önemli. Yakın zamanda Philharmonie de Paris’deki Vasili Vasilyeviç Kandinski sergisini gördüm ve çok etkileyiciydi. İzmir’e benzer büyük ölçekli sergiler getirme planınız var mı?
Elbette, Lucien ve ekibi isterse neden olmasın. O sergi klasik bir Kandinski sergisi değildi; başyapıtlara yeni bir bakış sunuyordu. Aynı zamanda görsel sanat ile müzik arasındaki ilişkiyi ele alıyordu. Bu tür konular bazen yapay kalabilir ama bu sergide ziyaretçiler bunu doğal ve etkileyici bir deneyim olarak yaşadı. Sergi adeta bir yürüyüş gibiydi; isterseniz müzikle deneyimliyorsunuz, isterseniz sadece görsel olarak...
Ben de çok etkilendim. Hatta Paris’te Centre Pompidou’da Kandinski’leri görünce “Stendhal sendromu”na kapılmıştım. O sergide bunu tekrar yaşadım diyebilirim.
Bu serginin ana fikri sinesteziydi: Resmin diğer duyularla ilişki kurması. Eylülde açılacak “Lumina” sergisinde de ışık üzerinden benzer bir sinestezi deneyimi yaratılacak. Görme ve işitme duyularını birleştiren işler olacak.
‘Ana proje şu an bu İzmir’de Arkas iş birliği’
Hemen herkesin merak ettiği soruyu da sorayım, bu iş birliği kapsamında İstanbul’da da sergi planlanıyor mu?
Henüz değil. Türkiye’deki ana proje şu an bu İzmir’de Arkas iş birliği. İleride ne olur bilemeyiz, ama şu an için odağımız burası.
Son olarak, önümüzdeki 5 yıl içinde dünya genelindeki bu iş birliklerinin kuruma ne katmasını bekliyorsunuz?
Çok önemli bir soru. Amacımız sadece projeleri ardı ardına gerçekleştirmek değil; bu iş birliklerinden öğrendiklerimizi bir araya getirmek. Bu ölçek ve derinlikte bir iş birliği kültür kurumları için oldukça nadir.
MoMA veya Tate gibi kurumlar da iş birlikleri yapıyor, eser ödünç veriyor. Ama bu kapsamda, bu süreklilikte bir model pek görülmedi. Örneğin birkaç gün önce Centre Pompidou-Metz’de François Morellet için bir etkinlikteydik. Ertesi gün Seul’de yeni Pompidou projesi için; bugün ise İzmir’deyiz.
Bu deneyimler bir seyahatten daha fazlası. Fransızca’da buna “kimyasal bir çökelme” gibi bir şey deriz. Farklı unsurlar birleşir ve sonunda bir tür patlayıcı yaratıcılık ortaya çıkar.
Bu arada Henri Matisse sergimizi Grand Palais’de yeni açtık. Kandinski’yi sevdiyseniz Matisse’i de seveceksiniz.
Biliyorum. 2 yıl önce Musée d’Orangerie’de gördüğüm Matisse Sergisi’nden çok etkilenmiştim. Bilmediğim bir Matisse’le karşılaştım. Bunu da görmek için sabırsızlanıyorum. Yaza Paris’te, eylülde burada İzmir’de Lucien Arkas Sanat Merkezi’ndeki sergide buluşmak üzere…

Lucien Arkas, Paris’i İzmir’e taşıyor! ‘Yapacaksak en iyisini yaparız. İzmir bunu hak ediyor’ diyor
‘Pompidou geliyor, Pompidou geliyor!’
Sanatsever herkesin ortak düşüncesi, Arkas olmasa İzmir bu kadar sergiyi ve İzmir’in farklı noktalarında açılan sanat merkezlerini nasıl görürdü? Arkas Holding Yönetim Kurulu Başkanı Lucien Arkas’ın vizyonuyla birçoğu restore edilerek açılan, Bornova’da halı koleksiyonlarının sergilendiği Mateas Köşkü ya da Göztepe’de Türk resim koleksiyonunun sergilendiği Mattheys Köşkü gibi sanat merkezleri sayesinde Alaçatı’dan Bayraklı’ya güçlü bir sanat rotası oluştu. Kordon’da, Alsancak’ta başlayan Arkas Sanat’ın yolculuğu, son eklenen halka Bayraklı’da Lucien Arkas Sanat Merkezi ile sürüyor. Ama bu kez ölçek dünya standartlarının bile üstünde. Lucien Bey yıllardır sürdürdüğü çalışmalar sonunda onca emek ve maliyetle çok sevdiği memleketi İzmir’e, Paris’in en önemli çağdaş sanat müzesi Centre Pompidou’nun yüzlerce eserini, 5 yıl boyunca 10 sergiyle; yani İzmirlilerin ayağına getiriyor. Paris İzmir’e taşınıyor.
Gerisini Lucien Bey’den dinleyelim...
Heyecanla beklediğimiz Centre Pompidou sonunda geldi, geliyor. İstanbul’da da herkese anlatıyorum: “Pompidou geliyor, Pompidou geliyor.”
Centre Pompidou çok prestijli bir kurum, Louvre’dan sonra Fransa’nın en önemli müzelerinden biri. Ama bu, çağdaş sanat müzesi. Şimdi burası bir ön sergi, esas sergi programı eylülde başlıyor. 5 yılda yapılacak 10 sergi de epey kalabalık bu arada. Centre Pompidou “Biz bir senede iki sergi yapmıyoruz hiçbir yerde” diyordu, “Bu kadar eser boşuna durmasın, iki sergi yapalım” deyince kabul ettiler. 10 sergilik iş birliğini sadece bizimle yapıyorlar.
Burası kafanızda olan bir merkezdi ama Centre Pompidou gelince hızlandı mı?
Bu arazi benimdi. Çalışanlarım için kocaman bir bina yaptık. Şirket merkezini buraya taşıdık. Ama bir katını, yaklaşık 1000 metrekareyi kendime ayırdım. İleride sanatla ilgili bir şey yaparım, dedim. Böyle bir alanı her yerde bulamazsın. Yıllarca boş kaldı. On iki mi, on dört sene mi bilmiyorum. Centre Pompidou gelince “Tamam” dedim. Tencere vardı, kapağını buldum. Yoksa yine açmazdım. Bu kadar büyük bir yere layık bir şey olması lazımdı. Centre Pompidou o yüzden çok önemli.
Genelde dünyanın farklı yerlerinde dolaşan sergiler yapıyorlar. Onlar da “Sizinki farklı, hatta Seul’deki müze buradan daha küçük” diyorlar. Macron oraya kadar gitti.
Macron buraya da gelsin!
Gelsin görsün. Seul’e gidiyor, İzmir’e de gelsin!
Pompidou’nun 5 yıl boyunca yılda 2 sergiyle İzmir’de olması, hem yurt içinden hem yurt dışından turizmi de artıracaktır diye düşünüyorum.
Aynı fikirdeyim. İzmirliler bilmezse de başkaları bilir! Yurt dışından da gelecekler. Mesela benim aklımda şöyle bir şey var: Arkas’ın 7 sanat merkezini kapsayan bir rota yapalım. Otobüsle gezsin sanatseverler. Bir günde üç, dört müze gezebilirler. Bu da çok önemli. “Pompidou var” deyince talep gelecektir. Otellere afişler koyarsın, turist gelir gezer.
Türkiye’deki sanatseverler de kaçırmaz.
İlk sergimiz, Delaunay ile başlıyor. Çok önemli bir isim. 20’nci yüzyıl soyut sanatının öncülerinden. Ardından 5 sezon çok büyük isimler gelecek.
İçinde bulunduğumuz Lucien Arkas Sanat Merkezi de çok iyi olmuş. Pek çok sanat etkinliğine ev sahipliği yapacak...
Mimarlar çok iyi çalıştı. Daha önce yaptıkları işlerle ödül alan bir ekip. Burada da ödül alacaklar. İç mimari de çok iyi oldu. Sonuç gerçekten çok güzel. Burası tek bir müze sergi alanı değil, multidisipliner bir merkez. Çocuklar için de sanat evi olacak.
‘Maliyetler çok ciddi ama önemli olan yaratılan değer’
Lucien Bey, her şey çok güzel de çok büyük bir meblağ harcandığına eminim; bir servet yatırdınız sanırım bu 5 yıllık projeye!
Maliyetler de çok yüksek tabii. Eserlerin sigorta değerleri çok yüksek. 50 milyon euro, 100 milyon euro değer biçiliyor bir esere... Sigorta, nakliye, güvenlik… Hepsi büyük maliyet. Ama asıl önemli olan burada yaratılan değer.
Bu merkez diğerlerinden farklı. Daha büyük, daha kapsamlı... Oditoryum var, atölyeler var, geniş sergi alanı var... Amacım İzmir’i hak ettiği yere getirmek. Ben paramı İzmir’e saklarım. Sanatta hudut yoktur. Sadece bütçe ve insan gücü meselesi. Önemli olan İzmir’e sanat getirmek.
Siz normalde klasik seversiniz.
Evet ama çağdaş da lazım. Yapacaksak en iyisini yaparız. İzmir bunu hak ediyor.
Brezilya’dan Arabistan’a
2030’a kadar renovasyonda olacağı öngörülen Centre Pompidou’nun 140 bin parçalık koleksiyonu, “Constellation” programı kapsamında dünyanın dört bir yanında ve Fransa’da çeşitli sergilerle sanatseverlerle buluşacak. Bir anlamda turneye çıkıyor. Arkas Sanat dışında şu an Şanghay’da West Bund Museum ile iş birlikleri sürerken Centre Pompidou’nun Málaga’da bir şubesi bulunuyor ve Seul’de Centre Pompidou Hanwha açıldı. Brüksel’de KANAL- Centre Pompidou’nun inşası devam ediyor. Brezilya’da 2027’de Güney Amerika’daki ilk şubenin açılması planlanıyor. Ayrıca Suudi Arabistan’da El-Ula’da eserler sergilenecek
Paris avangardının temsilcisi Sonia & Robert Delaunay 12 Temmuz’a kadar İzmir’de
Lucien Arkas Sanat Merkezi, Centre Pompidou koleksiyonundan seçilen iki önemli eserle kapılarını açtı. Bu eylül ayında açılacak kapsamlı sezon sergisi Lumina’nın da ön gösterimi...
Küratörlüğünü Anna Hiddleston’ın üstlendiği “Sonia&Robert Delaunay: Modern Rengin İcadı” sergisi, Robert ve Sonia Delaunay’ye ait iki yapıtla, yaklaşan büyük seçkiden birer örnek teşkil ediyor.
Renk ve ışık üzerine geliştirdikleri yenilikçi yaklaşımlarla bilinen Delaunay çifti, modern sanat tarihinde dönüştürücü bir etki yaratmış isimler arasında yer alıyor. Paris avangardı içinde yeni bir soyut dili birlikte geliştiren öncü sanatçılar Sonia ve Robert Delaunay’nin üretimlerinden olan, Centre Pompidou’dan istisnai olarak ödünç alınan bu iki resim, rengin olanaklarını radikal bir yaklaşımla araştırırken, modern ve çağdaş sanatta renk ve ışık olgusuna odaklanan Lumina sergisine kavramsal bir ön izleme sunuyor.
12 Temmuz’a kadar gezilebilecek bu iki eser ve etrafındaki sergi, sanatçıların dinamizm, ritim ve ışıkla kurdukları özgün dili yansıtırken aynı zamanda Pompidou iş birliğinin ölçeğini ve merkezin yeni dönem vizyonunu izleyiciye hissettiriyor.

Lucien Arkas Sanat Merkezi ve “Sonia&Robert Delaunay: Modern Rengin İcadı” sergisinin açılışını, İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Cemil Tugay ve eşi Öznur Tugay, Fransa İstanbul Başkonsolosu Nadia Fanton, Fransa Türkiye Büyükelçisi Isabelle Dumont, Monreve Group Yönetim Kurulu Başkanı Merve Arkas, Arkas Holding Yönetim Kurulu Başkanı Lucien Arkas, Centre Pompidou Başkanı Laurent Le Bon ve Arkas Sanat Direktörü Müjde Unustası yaptı. (soldan sağa)
Müjde Unustası: Eylülde Centre Pompidou’dan 83 eser geliyor
Centre Pompidou ile süreç nasıl işleyecek?
Biz araya başka bir koleksiyon sokmak istemedik. Hep Pompidou ile devam edelim istedik. Ancak oradan gelen sergiyi de sekiz, on ay burada tutamam. Onun bir süresi var, maksimum dört buçuk ay. Sonra geri göndermek zorundayım, regülasyon öyle...
Lucien Bey de dedi ki “O zaman bir değil, iki sergi yapalım. Ben burayı onun için açıyorum”. 5 yıl boyunca Lucien Arkas Sanat Merkezi’ni Centre Pompidou’ya ayırdık. Yedinci sanat merkezimiz olan Lucien Arkas Sanat Merkezi, diğer sanat merkezlerimiz arasında çok farklı ve özel bir yere sahip. Burası yalnızca bir sergi mekânı olarak değil, farklı disiplinlerin, üretimin ve düşünmenin bir arada var olacağı çok işlevli bir sanat merkezi olarak kurgulandı. Bu da, Arkas Sanat’ın çok yönlü sanat yapısına yeni bir katman ekliyor.

Fransa Türkiye Büyükelçisi Isabelle Dumont: “Centre Pompidou, Fransa için çok değerli bir merkez. Şimdi bu olağanüstü merkezin eserlerinin Lucien Arkas Sanat Merkezi’nde sergilenecek olmasıyla bu değer İzmir’e aktı. Bunun için çok mutlu ve müteşekkirim. Arkas Sanat ve Centre Pompidou’nun kültürel iş birliğiyle birlikte, Türkiye ve Fransa’nın el ele vermiş olmasıyla gurur duyuyorum.”
Centre Pompidou ile nasıl bir ön çalışma süreci geçirdiniz?
İki yıl boyunca Centre Pompidou ile birlikte çalıştık. Onlar geldi, biz gittik. İzmir’deki sanat ortamını incelediler. Program buna göre hazırlandı. Sergiler sadece sergi değil; film, atölye, etkinliklerle desteklenecek. 120 kişilik bir oditoryumumuz var.
“Sonia & Robert Delaunay: Modern Rengin İcadı” sergisiyle bir ön gösterim yapıyorsunuz. Ağzımıza bir parmak bal çaldınız. Peki eylülde bizi ne bekliyor?
Eylül’de “Lumina” başlıklı sergimizle başlıyoruz, ışık ve renk temasıyla… Önce modern dönem, sonra çağdaş işler gelecek. Birbirini tamamlayan iki sergi olacak. Yaklaşık 83 eser geliyor.
Çok önemli eserler barındıran Lumina, renk ve ışık teması etrafında şekillenen geniş kapsamlı bir sergi olacak. Farklı dönem ve disiplinlerden pek çok sanatçının eserlerinden oluşacak. Centre Pompidou koleksiyonundan derlenen bu seçki, modern sanatın renk teorisi, ışığın algısal etkisi ve soyutlamanın tarihsel dönüşümü üzerine zengin bir perspektif sunacak.

