Dışarıda güneşli ve sıcak bir Kaliforniya günü yaşanırken Dataland’a adım atan ziyaretçiler, Los Angeles şehir merkezindeki gökdelenlerle çevrili Grand Avenue’den doğrudan Amazon yağmur ormanlarına ve ötesine, makineler ile doğal dünyanın bir araya geldiği sürükleyici ve hayal edilmiş bir geleceğe sürükleniyor.
Sanatçı Refik Anadol’un Dataland’ı, Frank Gehry tarafından tasarlanan Grand LA gelişim projesinde 25.000 metrekareden fazla bir alanı kaplıyor. Bu kompleks, mimarın Walt Disney Concert Hall’unun hemen karşısında yer alıyor. Anadol, 2018 yılında ilk veri odaklı çalışmalarından birini bu yapının üzerine yansıtmıştı.
Dataland deneyimi bir yönüyle bilimsel bir deney, bir yönüyle derin bir saygı ve özenle kurgulanmış bir sanat müzesi, bir yönüyle de sürükleyici bir tema parkı niteliği taşıyor.
Uzun yıllardır sinemaya büyük bir tutkuyla bağlı olan Anadol, bir bakıma Jurassic Park filmindeki, Richard Attenborough tarafından canlandırılan John Hammond karakterini andırıyor. Adeta çılgın bir bilim insanı gibi, zamanımızın en karmaşık sorularından biri olan yapay zekâyı insan bağları kurmak ve daha derin bir anlayış geliştirmek için nasıl kullanabileceğimiz düşüncesini, ziyaretçilerin hem hayal güçlerini kullanmalarını teşvik eden, hem de gerçek verilere dayanan somut ve duyusal bir deneyime dönüştürüyor.
Anadol, sanatçıların yapay zekâya ilişkin tartışmalarda önemli bir rol oynayacağına inanıyor ve Dataland’i bu alana yaptığı bir katkı olarak görüyor. “On yıldır bu alanın öncülerinden biri olan bir sanatçı olarak, belli bir sorumluluk taşımamız gerektiğini hissettim,” diyor. “Burası bir hayal gücü laboratuvarı. Duvarlarımız var, ancak fikir üretiminde hiçbir sınırımız yok.”
Müze, doğal dünyayı (Smithsonian Institution, Getty ve diğer kurumlarla yapılan iş birliklerinden elde edilen veri setlerini kullanarak) ve insan bedenini yansıtan mekânlar oluşturmak için yarım milyardan fazla pikselden yararlanıyor.
Bileklik içeren bir teknoloji paketi, ziyaretçilerin kalp atışlarını ve sanat eserlerine verdikleri fiziksel tepkileri takip ederek bu verileri doğrudan eserin içine aktarıyor. Katılımcıların boynuna takılan bir halka ise, L'Oréal Luxe bünyesindeki koku uzmanlarıyla birlikte geliştirilen ve canlı biyometrik veriler tarafından tetiklenen 12 farklı kokunun dönüşümlü bir kombinasyonunu sunuyor.

Fotoğraf: Refik Anadol Studio; © 2026 Refik Anadol Studio/Dataland
Müzenin içinde ilerlerken Anadol, görüntüler evrilirken, kokular değişirken ve müzik dönüşürken ziyaretçilerin bu “sanat ve teknoloji için Disneyland”i yaratmak adına verilen emeğin her parçasını fark etmesini sağlıyor. Anadol’un bu coşkusu, yeni teknolojilerle deney yapan daha geleneksel müzelerde giderek kaybolmuş bir şeyi, neşeyi, yeniden görünür kılıyor.
Dataland’i geleneksel müzelerden ayıran tek şey bu da değil. Burası kâr amacı güden bir girişim ve bilet fiyatları 49 dolardan başlıyor. Anadol’a göre hem ziyaretçiler hem de müze için bu emek ve maliyet, müze deneyimini temelden tersine çevirmenin bir parçası. “5.000 yıldır sanat eserlerine baktık ve bir şeyler hissettik, değil mi? Şimdi benim sorduğum zor soru şu: ‘Sanat eseri bize de karşılık olarak bir şey hissedebilir mi?’”
Bu soruya verdiği ilk yanıt, Anadol’un Amazon’u ziyaretinden ilham alan Machine Dreams: Rainforest oluyor. Bu yolculuk sırasında Anadol, modern teknolojiden büyük ölçüde izole yaşayan Yawanawá topluluğundaki yerli liderlerle bir araya gelmişti. Dataland’deki açılış deneyimleri arasında en güçlü anlatı yapısına sahip olan bu çalışma, Anadol’un Large Nature Model’ini kullanarak, ormanda bir sinekkuşuna dair gördüğü bir rüyadan doğan hikâyeyi takip ediyor ve veri ile sanatçının kişisel deneyimi arasında bir bağ kuruyor.
“Bu kuş, doğaya odaklanmayı ve dikkat kesilmeyi simgeliyor,” diyor Anadol. Aynı zamanda “gerçek dünyadan gelen verileri ve doğanın yaşayan hafızasını da hatırlatıyor.” Şunu da ekliyor, “Kabilenin şefi, bu rüyayı görselleştirmemize izin verdi.”
Kokularla duyusal bir deneyim
Infinity Room galerisi, ziyaretçilerin kendilerini teknolojinin sunduğu olasılıklara bırakmalarını ve pikseller ile ikilik sistemlerin nasıl görüntü dalgalarına dönüşebileceğine dair inançsızlığı bir kenara koymalarını gerektiriyor. Bu bölüm, 2015’teki başlangıcından bu yana 35’ten fazla şehirde farklı biçimlerde sergilendiği için, Anadol’un çalışmalarına aşina olan ziyaretçiler için daha tanıdık bir deneyim de sunuyor.
Sunum başladığında, sabahın erken saatlerinde yapılan bir yürüyüşü andıran bir koku yükseliyor, en azından bu yazara öyle hissettirdi. Diğer ziyaretçiler farklı bir deneyim yaşayabilir. Her birkaç dakikada bir koku değişiyor ve galeride biri “Bunu kokladınız mı?!” diye sesleniyor.
Yapay zekâ girdilerinden üretilen çıktılar ve her ziyaretçinin deneyimi kısmen farklılık gösterse de, deneyimi ayakta tutan yapı sanat tarihine ve Anadol’un Los Angeles sanat dünyası başta olmak üzere çeşitli etkilerine dayanıyor. İlk oda, ziyaretçileri en az 30 dakika kalmaya davet eden ses ve görüntü unsurlarıyla dolu büyük, aynalı bir alan. Yapay zekâ tarafından üretilen görüntüler, bilinçli olarak Dan Flavin, Yayoi Kusama, James Turrell gibi sanatçıların işlerine göndermeler yapıyor.
“Kusama’ya ve Işık ve Uzay Sanat Hareketi’ne büyük saygı duyuyorum. Onlar hepimizin kahramanları,” diyor Anadol.
Anadol’un hem stüdyoda hem müzede hem de hayatındaki partneri, sanatçı ve yapımcı Efsun Erkılıç. Erkılıç, müzenin tüm hikâye kurgusunu görünmeyeni görünür kılmanın bir yolu olarak tanımlıyor. “İlginç olan şu ki, doğanın kendisi zaten büyüleyici,” diyor. “Büyülü bir ormandan bahsetmiyorum. Ormanın kendisi başlı başına büyüleyici. Biz sadece bunu göstermek istiyoruz, insan yine de çocukluk hissini koruyabilir.”

Refik Anadol'un Dataland'ın ön izleme etkinliğindeki konuşmasından
Fotoğraf: Refik Anadol Studio; © 2026 Refik Anadol Studio/Dataland
Veriyle beslenen bu kişiselleştirme yapısına rağmen Dataland, her şeyden önce Covid sonrası döneme özgü, kolektif hikâye anlatımı ve ortak deneyim anlayışına yeni bir yaklaşım sunuyor. Museum of Ice Cream gibi sosyal medya odaklı deneyimlerin ya da dünyanın dört bir yanında düzenlenen sayısız sürükleyici Van Gogh sergisinin aksine, Dataland ziyaretçilerini telefonlarını bir kenara bırakmaya, ekranlar yerine deneyimin kendisine odaklanmaya ve kendilerini tamamen bu dünyanın akışına bırakmaya davet ediyor.
Yeni bir dalganın ön saflarında
Los Angeles Turizm ve Kongre Kurulu sözcüsü Melissa Yunk, Dataland'ı, önümüzdeki aylarda şehirde açılacak teknoloji ve hikâye anlatımına odaklanan yeni kurumlar ve deneyimlerden oluşan dalganın öncüsü olarak görüyor. Yunk, "Eylül ayında açılacak Lucas Anlatı Sanatı Müzesi ile birlikte gördüğümüz bu daha büyük müze deneyimi dönüşümünün merkez üssü Dataland," diyor. Ayrıca Los Angeles Holokost Müzesi'ndeki yeni sürükleyici deneyimi ve interaktif deneyim markası Meow Wolf'un şehre genişlemesini de örnek gösteriyor.
Yunk'a göre, Dataland'ın 20 Haziran'daki açılışı ve The Broad'un planlanan genişleme projesi, Grand Avenue'nun yeniden canlandırılmasında önemli bir rol oynuyor. "Bu gelişmeler, şehir merkezini bir sanat ve kültür merkezi olarak daha da güçlendiriyor; zaten burası başlangıçta da böyle bir yerdi," diyor. "Bir zamanlar kentin film ve sanat merkeziydi ve o günden bu yana birçok farklı kimliğe büründü."
Anadol ise bu vizyonun, geçtiğimiz aralık ayında hayatını kaybeden mentoru Gehry'nin de görmek isteyeceği bir gelecek olduğunu söylüyor. Ona göre Gehry, müzeyi ve Grand Avenue'nun bu bölümünü tamamlanmış hâliyle görebilseydi bundan memnun olurdu. Anadol, "O, insanlık tarihinin en önemli mimarlarından biriydi," diyor. "Hayal kuran insanlar için bu beton kabukları geride bıraktı. Biz de sanırım onun izinden gidiyoruz."
Dataland, Los Angeles'ta 20 Haziran'da kapılarını halka açıyor.

