Contemporary Istanbul tarafından hayata geçirilen CI BLOOM, 15–19 Nisan tarihleri arasında Lütfi Kırdar Kongre ve Sergi Sarayı’nın Rumeli Salonu’nda sanatseverlerle buluşuyor. İş birliği kapsamında CI BLOOM’da, Deniz Aktaş, Leyla Borovalı, Dilge Kutluoğlu ve Yunus Aras’ın eserlerinden oluşan özel bir seçki sunuluyor. OTMAR URAS’ın kurucusu Eda Uras ve offgrid art project’in kurucusu İpek Eyüboğlu ile bu iş birliğinin detaylarını, CI BLOOM’a ilk kez katılmalarına dair görüşlerini ve oluşumların doğum ve gelişim süreçlerini konuştuk.

Eda Uras
OTMAR URAS’ın başlangıç fikri ilk nasıl ortaya çıktı? Nasıl bir ihtiyaç ya da motivasyondan doğdu?
EDA URAS: OTMAR URAS, benim için masa başında tasarlanmış bir girişimden ziyade, galerilerde geçirdiğim yıllar boyunca biriken deneyimlerin, kurulan ilişkilerin ve gelişen sezgilerin doğal bir uzantısı olarak şekillendi. En başından itibaren hissettiğim temel ihtiyaç, sanatçıları, koleksiyonerleri, galerileri ve kurumları daha organik ve sürdürülebilir bir zeminde bir araya getirecek bir alan yaratmaktı.
Bu alanda çalıştıkça özellikle genç sanatçılar ve koleksiyonerler için ilk adımın çoğu zaman en kırılgan eşik olduğunu gözlemledim. Nereden başlanacağı, kiminle temas kurulacağı ve hangi referanslara güvenileceği her zaman net olmayabiliyor. OTMAR URAS da bu boşluktan doğdu: yön tayin eden ancak yönlendirmeyi dayatmayan; ilişkileri tesis eden ve bu ilişkileri güvene dayalı bir süreklilik içinde büyüten bir yapı kurma arzusundan.
Kurulduğu günden bugüne OTMAR URAS’ın vizyonu ve üretim yaklaşımı nasıl evrildi? Bugünkü formuna gelirken hangi deneyimler belirleyici oldu?
Kuruluş aşamasında OTMAR URAS daha çok bir köprü işlevi gören, danışmanlık odaklı bir zemin olarak konumlanıyordu. Zamanla bunun benim pratiğim açısından tek başına yeterli olmadığını fark ettim. Yalnızca doğru karşılaşmaları mümkün kılmak değil, bu karşılaşmaların etrafında anlamlı bir bağlam üretmek de önem kazandı.
Bu doğrultuda yapı; proje geliştiren, sergi üreten ve sanatçıların üretimlerini daha görünür kılan çok katmanlı bir forma evrildi. Bu dönüşümde en belirleyici unsur, kuşkusuz galeri deneyimlerim oldu. Galeri pratiği bana yalnızca seçici bir bakış kazandırmakla kalmadı; aynı zamanda zamanlama, ilişki yönetimi ve bir üretimin hangi bağlamda gerçek karşılığını bulduğunu kavrama becerisi de sağladı. Bugün OTMAR URAS’ın yaklaşımında bu birikimin izleri hâlâ belirleyici bir rol oynuyor.
CI Bloom kapsamındaki bu iş birliği nasıl şekillendi? Sunulan seçkiyi belirlerken hangi kriterler belirleyici oldu?
Bu iş birliğinin temelinde, İpek ile on yılı aşkın süredir devam eden dostluğumuz ve karşılıklı olarak geliştirdiğimiz bakışa duyduğumuz güven yer alıyor. Bağımsız yapılar arasındaki güçlü iş birliklerinin, ancak ortak bir heyecan ve birbirini tamamlayan çalışma pratikleriyle mümkün olduğuna inanıyorum.
Aralık ayında Dilge Kutluoğlu’nun Inner States, Outer Spaces başlıklı sergisi vesilesiyle birlikte çalışırken bu uyumu somut biçimde deneyimledik. İpek’in mekân kurgusuna yaklaşımı ile benim ilişki, anlatı ve görünürlük eksenli perspektifim arasında doğal bir denge oluştu. CI Bloom, bu birlikteliği daha görünür ve daha odaklı bir bağlamda sürdürmek için uygun bir zemin sundu.
Seçkiyi oluştururken önceliğimiz, yalnızca farklı sanatçıları bir araya getirmek değil, aralarında sahici bir diyalog alanı kurmaktı. Farklı kuşaklardan, medyumlar arası çeşitlilikten ve ayrışan görsel dillerden beslenen pratiklerin birbirine temas etmesini amaçladık. Deniz Aktaş, Dilge Kutluoğlu, Leyla Borovalı ve Yunus Aras’ı bir araya getirirken belirleyici olan da bu diyaloğun potansiyeliydi.

İpek Eyüboğlu
Offgrid Art Project nasıl ortaya çıktı?
İPEK EYÜBOĞLU: Offgrid Art Project, uzun süredir zihnimde şekillenen bir fikrin mekânsal karşılığı olarak ortaya çıktı. Başlangıç motivasyonu yalnızca bir galeri açmak değil; kendi düşünme ve üretme biçimimin çok katmanlı bir ifadesini kurmaktı. Mimarlık pratiğinden gelen biri olarak üretimi yalnızca “inşa etmek” üzerinden tanımlamıyorum; benim için üretim aynı zamanda kurmak, çözmek, yeniden kurgulamak ve farklı unsurları bir araya getirmek anlamına geliyor.
Bu nedenle Offgrid’in disiplinlerarası yapısı önceden belirlenmiş bir stratejiden ziyade, neredeyse kaçınılmaz bir yönelimdi. Sanatçılarla kurduğumuz ilişki de bu yaklaşımın doğal bir uzantısı: onların üretimlerini anlamaya, alan açmaya ve seslerini daha görünür kılmaya odaklanıyoruz. Çıkış noktası ise oldukça kişisel bir yerde duruyor: merak. Offgrid, bu merakın mekâna dönüşmüş hâli olarak okunabilir. İsmi de bu düşünceden besleniyor; önceden tanımlanmış rotalar yerine, bilinmeyene doğru ilerlemeyi tercih eden bir yaklaşımı ifade ediyor.
Kurulduğu günden bugüne Offgrid’in vizyonu ve üretim yaklaşımı nasıl evrildi? Bugünkü formuna gelirken hangi deneyimler belirleyici oldu?
İlk yılımızda karma, duo ve solo sergilere yer vererek farklı üretim biçimlerini ve medyumları görünür kılmaya odaklandık. Her sergiyi aynı zamanda bir öğrenme süreci olarak ele alıyoruz; bu yaklaşımın, yapının evriminde belirleyici olduğunu söylemek mümkün.
Bu süreçte önemli bir eşik olarak gördüğüm sergi Bitmeyen Şehir oldu. Bu projede, yalnızca eserlerin bir araya geldiği bir sergi kurgusunun ötesine geçerek, etrafında gelişen tartışmalar ve düşünsel çerçeveyle daha bütünlüklü bir yapı kurabildik. İstanbul’u yeniden düşünmek ve şehirle kurduğumuz ilişkiyi farklı açılardan ele almak, ortak bir meseleye dönüşerek sergiyi genişleten bir eksen oluşturdu.
Bu deneyim, sürekliliği olan projeler geliştirme ihtiyacını da beraberinde getirdi. Şu anda bu hattı büyütmeyi; daha fazla sanatçı ve farklı medyumları sürece dahil etmeyi hedefliyoruz. Özellikle fotoğrafla başlayan bu üretim alanını zaman içinde kapsamlı bir arşive dönüştürme niyetimiz bulunuyor.
CI Bloom kapsamındaki bu iş birliği nasıl şekillendi? Sunulan seçkiyi belirlerken hangi kriterler belirleyici oldu?
OTMAR URAS ile daha önce de çeşitli projelerde bir araya gelmiştik; ayrıca Eda Uras ile on yılı aşkın bir dostluğumuz var. Bu süreklilik, karşılıklı güveni ve ortak bir çalışma zemini oluşturdu. Özellikle Dilge Kutluoğlu sergisi sırasında, birbirini tamamlayan yaklaşımlar geliştirebildiğimizi net biçimde deneyimledik. Bu tür bir uyumun nadir olduğunu düşünüyorum; dolayısıyla iş birliğini sürdürmek bizim için doğal bir adım oldu.
CI Bloom, koleksiyonerlerle daha doğrudan temas kurmaya imkân tanıyan yapısıyla, bu iş birliğini görünür kılmak açısından güçlü bir zemin sundu. Seçkinin çıkış noktası ise Aralık ayında Dilge Kutluoğlu’nun Inner States, Outer Spaces başlıklı sergisi kapsamında birlikte çalıştığımız süreç oldu. Kutluoğlu’nun görsel diliyle kurduğu yakınlık üzerinden Leyla Borovalı’yı davet ettik; farklı kuşaklardan ve disiplinlerden gelen iki pratiğin bir araya gelerek anlamlı bir diyalog alanı oluşturmasını hedefledik. Bu çerçevede Deniz Aktaş ve Yunus Aras’ın üretimlerinin de bu diyaloğu güçlendirdiğini düşünüyoruz. Zira Offgrid’in üretim yaklaşımında belirleyici olan unsurlardan biri, alışılmış eşleşmelerin ötesine geçen, beklenmedik karşılaşmalar yaratabilme potansiyeli.

