Arama
E-bülten
E-bülten
Sergiler
Fuarlar
Kültürel Miras ve Müzeler
Sanat 3.0
Sanat Ekonomisi
Sinema
Sahneden
Tasarım
Kitap
Köşe Yazıları
Ajanda
Dükkân
Sergiler
Fuarlar
Kültürel Miras ve Müzeler
Sanat 3.0
Sanat Ekonomisi
Sinema
Sahneden
Tasarım
Kitap
Köşe Yazıları
Ajanda
Dükkân
Arama
Sinema
Haber

Film gibi şehir: 45’inci İstanbul Film Festivali’nde bu yıl 127 uzun metrajlı ve 13 kısa film gösterilecek

Güzel bir film izlemek için İstanbul’un bir yakasından diğerine koşturacağımız o günler geldi. 45’inci İstanbul Film Festivali, bu yıl “Film Gibi Şehir” sloganıyla 9-19 Nisan’da gerçekleşiyor. Üç ana yarışmalı bölüm ve geniş seçkisiyle festival hem uluslararası dolaşımı hem de yeni kuşak sinemacıları odağına alırken, İstanbul’un sinemadaki geçmişini bugünle birleştiriyor.

Melisa Şahinkaya
9 Nisan 2026
"Tenten İstanbul'da"

"Tenten İstanbul'da"

İstanbul’u anlatmanın en kestirme yollarından biri sinemadan geçer, çünkü bu şehir kendini en iyi görüntüde ele verir: Sisin içinde kaybolan bir vapur, geceyi yaran sarı sokak lambaları, kalabalığın içinden yalnız geçen bir yüz… Kamera İstanbul’a çevrildiğinde yalnızca bir mekânı değil, bir ruh hâlini kaydeder. İstanbul sinemada bir fon değil, başlı başına bir karakterdir. Hem değişken hem çelişkili hem de baştan çıkarıcı.

İKSV

Yıllar boyunca yönetmenler bu şehre ya aşkla ya mesafeyle, ama nadiren kayıtsızlıkla bakabildi. Kimi için bir başlangıç, kimi için bir sürgün, kimi içinse hiç bitmeyen bir geri dönüş ihtimali oldu. İstanbul’un sinematikliği, her kadrajda başka bir hikâye vadetmesinde gizli. Belki de bu yüzden, onu bir kez izlemekle yetinmez tekrar tekrar bakmak isteriz.

45’inci İstanbul Film Festivali, “Film Gibi Şehir” sloganıyla tam da bu hissi merkezine alıyor. Program, bir yandan kentin nostaljik imgelerini yeniden dolaşıma sokarken diğer yandan genç sinemacılara alan açan yapısıyla bugünün ve geleceğin sinemasına odaklanıyor. Festival Direktörü Kerem Ayan ile bu yılın küratöryel yönelimini ve seçkinin tarihsel katmanlarını konuştuk.

‘İstanbul’un orta yeri sinema’

Kerem Ayan. İKSV

MELİSA ŞAHİNKAYA: 45’inci İstanbul Film Festivali bu yıl “Film Gibi Şehir” sloganıyla gerçekleşiyor. Bu çerçeve, İstanbul’un sinematik temsillerine nasıl bir okuma öneriyor? Programda bu fikri en güçlü şekilde yansıtan seçkiler hangileri?

KEREM AYAN: “Film Gibi Şehir”, festivalin kampanyasıyla bütünleşik bir slogan. Çıkış noktası da İstanbul’un sinematik temsilinin yaygınlığı ve festivalle kesişimi. Orhan Veli bile “İstanbul’un orta yeri sinema” demiş. Ülkemiz yapımlarında İstanbul, bir liman kenti, bir umut kenti, eski bir başkent, hatta Türkiye’de sinema endüstrisinin doğup merkezleştiği yer olarak, çelişkileriyle ve uçsuz bucaksız olanaklarıyla beyazperdeye aktarılmış. Göç öykülerinin manevi yoğunluğu, çok kültürlülüğünden kaynaklanan görüntü çeşitliliği ve tarihsel derinliği var. Dünya sinemasına dönersek çoğu zaman egzotik ya da oryantalist açılardan bakılıyor İstanbul’a. Kampanya ve slogan da bu özelliklerin bir yansıması denebilir. Festival seçkisi tematik bölümlere ayrılmadığı için buna dair özel bir durum yok. Ancak “Tenten İstanbul’da”, “Rusya’dan Sevgilerle” ve “Acı Hayat”, kampanya görsellerimize ilham oldu. Bu filmler de seçkide yer alıyor. Elbette seçkideki yerli filmlerimizin birçoğu da İstanbul’u mekân alıyor.

İşe Yarar Bir Hayalet, Ratchapoom Boonbunchachoke

Festivalin bu yılki kategorileri ve bölümlerinden kısaca bahseder misiniz? Programın genel küratöryel yönelimi hakkında bize ne söylüyor?

Programımızdaki bölümleri, Berlin ve Cannes film festivallerinin bölümlemelerine benzer şekilde daha kompakt hale getirdik. Seçkideki filmler, tematik bölümler yerine içerik ve ele aldıkları konulardan bağımsız başlıklar altında toplanıyor. Festival programında bu sene yarışmalı Kısa Film, Yeni Bakışlar ve Altın Lale bölümleri mevcut. Bunun dışında altı bölüm var: Merakla beklenen filmlerin ilk gala gösterimleri, dünya festivallerinden filmler, yurt dışından ilk veya ikinci filmler, yerli ve yabancı belgeseller, sinema sanatının sınırlarını zorlayan örnekler ve dünden bugüne klasikler... Geçen sene ana yarışmamızı festivalin büyük ödülü olan Altın Lale ile adlandırdık. Bu değişiklik doğrultusunda Altın Lale Ödülü için birlikte yarışacak yerli ve yabancı yapımları aynı bölümde topladık. Yeni Bakışlar yarışmamız da ilk ve ikinci filmini çeken yerli yönetmenlere alan açıyor.

"Programımızdaki bölümleri Berlin ve Cannes film festivallerinin bölümlemelerine benzer şekilde daha kompakt hâle getirdik. Seçkideki filmler, tematik bölümler yerine içerik ve ele aldıkları konulardan bağımsız başlıklar altında toplanıyor"

Festivalin bu yıl öne çıkardığı “Yeni Bakışlar”, genç sanatçı fonu ve erişilebilir bilet politikası gibi adımlar, yeni bir izleyici kitlesi oluşturma hedefi açısından nasıl bir stratejinin parçası?

Aslında Yeni Bakışlar, yeni yönetmenlere alan açmak için geçen yıl oluşturduğumuz yarışmalı bir bölüm. Bu bölümde jürinin seçtiği en iyi filme, genç yaşta kaybettiğimiz Seyfi Teoman’ın adını yaşatmak amacıyla Seyfi Teoman Ödülü veriliyor. Bölümde yer alacak ilk veya ikinci filmlerin belgesel ya da kurmaca gibi ya da tür gibi bir ayrım şartı da yok. Köprüde Buluşmalar’ın Almanya-Türkiye Ortak Yapım Geliştirme Fonu’na katkı veren İKSV Genç Sanatçı Fonu da geleceğin sinemacılarını teşvik etmeyi amaçlıyor. Festival bir okul diyenler gibi yeni kuşakların sinemamıza sürekli yeni kan ve enerji getirmesini hedefliyoruz. Yeni Bakışlar jürisinde bir sinema öğrencisinin yer alması da aynı hedef doğrultusunda. Eczacıbaşı Grubu’nun desteğiyle yapılan Eczacıbaşı Genç Bilet’le erişilebilir fiyatlar festival kültürünü yeni izleyicilerle paylaşma ve bu kitleye yayma amacını taşıyor. Küçük ekranlardan beyazperdeyi cazip hâle getirmek zor olsa da festival aracılığıyla bunu sağlayabiliriz. Endüstrinin tüm paydaşlarıyla sürekliliği izleyiciden geçiyor.

Moulin Rouge / Baz Luhrmann

“Rusya’dan Sevgilerle”, restore edilen “Acı Hayat” ve “Tenten İstanbul’da” gibi gösterimler, hem nostalji hem de yeniden keşif duygusunu öne çıkarıyor. Bu yılın klasik ve özel seçkilerinde nasıl bir tarihsel anlatı kurdunuz?

İstanbul zaten hızla değişiyordu ama son 50 yılın dönüşümünü başka bir şeyle karşılaştırmak mümkün değil. Bu filmlerin de yoğun bir nostalji uyandırmasının nedeni bu olsa gerek. İlginç bir tesadüf: Bu üç filmin yapım yılları 1961, 1962 ve 1963. Değişim ve dönüşüm dışında İstanbul’un o dönemki güzelliği eşsizmiş. Diğer klasik filmlerimiz ise hep yeni restore edilen “St. Elmo’s Fire” (‘80’ler nostaljisi için), “Vive l’amour” (Tsai MingLiang’ın kent yalnızlığı başyapıtı), 2026’nın Wajda yılı olmasından hareketle “Küller ve Elmaslar”, Pet Shop Boys’un müzikleriyle “Potemkin Zırhlısı”.

127 uzun metraj 13 kısa film

İKSV tarafından, N Kolay sponsorluğunda düzenlenen 45’inci İstanbul Film Festivali, Türkiye’den ve dünyadan nitelikli ve ödüllü filmleri, özel gösterimleri, yıldız oyuncuları ve usta yönetmenleri bir araya getirecek. 11 gün sürecek festival boyunca konuk yönetmen ve oyuncuların katılımıyla yapılacak söyleşiler, özel gösterimler ve etkinlikler de gerçekleştirilecek.

Kısa Yaz, Nastia Korkia

Afiş sergisi Borusan Müzik Evi’nde

Festivalin sergisi de var. 1920’lerden 1970’lere, içinde İstanbul geçen 34 filmin illüstrasyon afişlerinden oluşan “Film Gibi Şehir” sergisi, İstiklal Caddesi’ndeki Borusan Müzik Evi’nde ücretsiz ziyaret edilebilecek. TÜRVAK katkılarıyla hazırlanan sergi 7-17 Nisan’da hafta içi her gün 09.00-18.00 saatleri arasında ziyarete açık.

Sinemaİstanbul Film FestivaliİKSVGündem
E-bülten
Art Newspaper Türkiye
Hakkımızda
Çerez Aydınlatma Metni
Kişisel Verilerin Korunması
Aydınlatma Metni
Açık Rıza Onay Formu
Künye
Partnerlerimiz
Satış Noktaları
Kariyer
İletişim
Takip Edin
Facebook
Instagram
Twitter
© The Art Newspaper