Arama
E-bülten
E-bülten
Sergiler
Fuarlar
Kültürel Miras ve Müzeler
Sanat 3.0
Sanat Ekonomisi
Sinema
Sahneden
Tasarım
Kitap
Köşe Yazıları
Ajanda
Dükkân
Sergiler
Fuarlar
Kültürel Miras ve Müzeler
Sanat 3.0
Sanat Ekonomisi
Sinema
Sahneden
Tasarım
Kitap
Köşe Yazıları
Ajanda
Dükkân
Arama
Tasarım
Haber

Obje hikâye anlatır mı?

Grand Sablon’daki tarihi bir binanın altın varaklı salonlarında, üç genç kurucu “tasarım galerisi” kavramını yeniden tanımlıyor. Peki Brüksel neden bu hikâyenin merkezine yerleşiyor?.

Duygu Barlas
10 Haziran 2026
Objects with Narratives, Place du Grand Sablon, Brüksel, Belçika. Fotoğraf: Tijs Vervecken

Objects with Narratives, Place du Grand Sablon, Brüksel, Belçika. Fotoğraf: Tijs Vervecken

Brüksel, 2026 yılında Avrupa’nın kültür haritasında yeniden konumlanıyor. Kasım ayında açılacak KANAL–Centre Pompidou, eski bir Citroën garajının 40 bin metrekarelik alanında, 230 milyon Euro bütçeyle şehrin modern ve çağdaş sanata adanmış ilk büyük ölçekli kurumunu hayata geçirecek. Açılışta Centre Pompidou Paris koleksiyonundan 350 eserlik bir sergi planlanıyor.

Ancak Brüksel’in asıl ilginç dönü­şümü kurumsal ölçeğin dışında, daha ince bir damardan ilerliyor. Mart ayında dokuzuncu edisyonunu gerçekleştiren Collectible fuarı, 110 katılımcıyla Espace Vanderborght’ta koleksiyonluk tasa­rımın (collectible design) uluslararası buluşma noktası olmayı sürdürüyor. Aynı hafta Lionel Jadot’nun kurucusu ol­duğu Zaventem Ateliers, 1930–34 yılları arasında inşa edilen Art Deco başyapıtı Villa Empain’ı 32 tasarımcı ve sanatçıyla birlikte “yaşanan bir eve” dönüştür­dü. Tasarımcılar yalnızca sergilemedi, mekânda çalıştı, yemek yaptı, üretti. Ve Grand Sablon’daysa, 2024’ten bu yana iddialı biçimde yükselen bir galeri, “collectible design” kavramını temelden sorgulayan bir yapıyla dikkat çekiyor: Objects with Narratives.

Tasarımcılar için, tasarımcılar tarafından

Objects with Narratives’in (OWN) hikâyesi, klasik bir galeri kuruluş anlatısından farklı. İki kardeş (Nik ve Robbe Vandewyngaerde) mühendislik ve mimarlık eğitimlerinin ardından Herzog & de Meuron ve OMA gibi dünya çapın­daki ofislerde deneyim kazanmış isimler. Üçüncü kurucu ise finans ve satış geç­mişine sahip Oskar Eryatmaz. Üçünün buluştuğu nokta, sektörün uzun süredir es geçtiği bir soruna dayanıyor, bağım­sız tasarımcıların üretimden ihracata, hukuktan satışa kadar yaşadıkları yapısal yalnızlık...

Vandewyngaerde kardeşler bizzat tasarımcı olarak bu zorlukları yaşamış, ardından aynı sorunun sektördeki pek çok bağımsız isim için de geçerli olduğu­nu fark etmişler. OWN bu boşluğu dol­durmak üzere kuruldu; yalnızca estetik bir vitrin değil, tasarımcının üretimden koleksiyonere uzanan tüm sürecine eşlik eden bir ekosistem. Galeri, temsil ettiği sanatçılar için atölye üretiminden nakliyeye, telif haklarından fuar lojistiği­ne kadar uzanan çok katmanlı bir destek yapısı sunuyor.

Objects with Narratives’in basın ve operasyon koordinatörü Aleksandra Cze­pinska şöyle anlatıyor: “Her sanatçıya de­rinlikli ve kesintisiz ilgi ayırabilmek için az sayıda isimle çalışıyoruz. Bu nedenle aşırı üretim yapan, birden fazla galeriyle aynı anda çalışan ya da üretiminin bü­yük bölümünü fason atölyelere devre­den sanatçılarla çalışmaktan genellikle kaçınıyoruz. Hem süreçte hem de ortaya çıkan işte tutarlılığa, odaklanmaya ve bütünlüğe değer veriyoruz.”

Laurids Gallée’nin “Lima Charlie” başlıklı solo sergisi.System 01, 2026. Polimer reçine, alüminyum, 24V led, 210 x 94 x 365 cm. Laurids Gallée izniyle.

Grand Sablon 40: Katmanları olan bir mekân

2024’ten bu yana OWN’in kalıcı mekânı, Brüksel’in tarihi antikacılar ve galeriler bölgesi Place du Grand Sab­lon’da, 40 numarada yer alıyor. İki bin metrekareyi aşan yapı, tek başına bir sergi mekânı olmanın çok ötesinde bir hafızaya sahip. 1920’lerde Belçikalı kürk­çü Raymond Mallien’in satış salonu ve atölyesi olarak inşa edilen bina, sonraki yıllarda bir müzeye, ardından Yves Saint Laurent’in eş kurucularından Pierre Bergé’nin müzayede evine dönüştü. Altın varaklı süslemeler, boyalı tavan panoları, kristal avizeler hâlâ yerli yerinde ve bu durum bugün çağdaş tasarım objelerinin sergilendiği bu mekânda tarihsel katmanlar ile güncel üretim arasında çarpıcı bir gerilim yaratıyor.

OWN’den Aleksandra Czepinska amaç­larını şöyle sıralıyor: “Mekânın özgün düzenini koruyabilmemize arşiv fotoğ­rafları imkân tanıdı. Galerinin kimileri­nin daha az rafine ya da daha endüstriyel bulabileceği bölümleri aslında bütünüyle özgün. Bu üst katlar Mallien’in kürk atölyesi döneminde çalışma alanlarıydı; ham ve işlevsel karakterleri bugün de o tarihe sadık kalıyor.”

Üç katlı bina ofis ve farklı sergi alanlarına ayrılmış durumda. Alt kattaki altın varaklı, avizeli salon neredeyse bir sarayı andırırken, arka bölüm “white cube” formatında tasarlanmış. Bu ikili yapı, küratöryel kararlar için güçlü bir araç sunuyor. Hangi işin tarihsel ağırlığı taşıyan salonda, hangisinin nötr ve çağ­daş alanda sergileneceği, objenin kendisi kadar mekânla kurduğu diyalog üzerin­den belirleniyor.

Lima Charlie: Işığı sıvıya dönüştürmek

OWN’de yeni bir sergi, galerinin felsefesini somut biçimde okumak için iyi fırsat: Rotterdam merkezli Avustur­yalı tasarımcı Laurids Gallée’nin “Lima Charlie” başlıklı solo sergisi, 11 Mart’tan mayıs ayı sonuna kadar Grand Sablon 40’ın “white cube” bölümünde yer alıyor. Sergi adı, pilotların ve askeri personelin telsiz iletişiminde (Alpha, Bravo, Charlie, Delta...) harfleri karıştırmamak için kul­landığı NATO fonetik alfabesinde “loud and clear” (yüksek ve net) anlamına gelen koddan geliyor. Gallée’nin işlerinin izleyiciyle kurduğu ilişkiyi bundan daha iyi özetleyen bir ifade bulmak güç.

“İzleyici mekân içinde ilerledikçe, eserler renk geçişleri ve odak kaymaları üzerinden sürekli dönüşüyor. Eserin bü­tünüyle netleştiği bir bakış noktası yok. Netlik ile muğlaklık arasındaki bu geri­lim bir çelişki değil, tam tersine projenin çekirdeği. Bugünün iletişim gerçekliğini yansıtıyor; sinyaller kesintisiz, anlam ise sürekli akış hâlinde” diyor OWN’den Aleksandra Czepinska.

Sergide yer alan beş büyük ölçekli ışık heykeli, pembe, mor ve turuncu tonla­rında cilalanmış reçineden üretilmiş. Geometrik formları altyapı elemanlarını, antenleri ve uydu çanaklarını andırıyor. Ancak endüstriyel referanslar Gallée’nin elinde şiirsel bir dönüşüme uğruyor. Re­çinenin yarı saydam yapısı, ışığı objenin içinden geçirerek izleyicinin konumuna göre sürekli değişen bir algı deneyimi yaratıyor. Obje sabit duruyor, ama bakış açısına göre sürekli dönüşüyor. AD100 2024 listesine giren ve EDIDA (ELLE DECO International Design Awards) tarafından “Yılın Genç Tasarım Yeteneği” seçilen Gallée, stüdyosunun bugüne kadarki en büyük ışık enstalasyonu olan bu sergiyle OWN’in “obje sabit bir meta değil, dolaşan bir anlatıdır” tezini güçlü biçimde örnekliyor.

TasarımKültür-SanatBrükselGündem
E-bülten
Art Newspaper Türkiye
Hakkımızda
Çerez Aydınlatma Metni
Kişisel Verilerin Korunması
Aydınlatma Metni
Açık Rıza Onay Formu
Künye
Partnerlerimiz
Satış Noktaları
Kariyer
İletişim
Takip Edin
Facebook
Instagram
Twitter
© The Art Newspaper